Kıbrıs'ın Girne kıyılarında dün gece saatlerinde meydana gelen feribot faciasında can pazarı yaşanıyor. Yolcu ve araç taşıyan bir feribotun henüz belirlenemeyen bir nedenle alabora olması sonucu 18 kişi kayboldu. Olayın ardından başlatılan arama kurtarma çalışmaları aralıksız sürerken, kazaya ilişkin ihmal iddiaları her geçen saat artıyor. Görgü tanıklarının ifadeleri ve ilk belirlemeler, facianın bir dizi ihmalin zincirleme sonucu meydana geldiğini gösteriyor.
İhmal zincirinin halkaları: Yolcu sayısı, can yelekleri ve kaptanın deneyimi
Edinilen bilgilere göre, feribotun kapasitesinin üzerinde yolcu ve araç aldığı iddia ediliyor. A Haber canlı yayınına katılan denizcilik uzmanları, geminin stabilite hesaplarının yapılmadığını, ağırlık dağılımının bozuk olduğunu ve bunun da alabora olmada ana etken olabileceğini belirtti. Ayrıca, can yeleği sayısının yolcu sayısından az olduğu ve can kurtaran botların bir kısmının kullanılamaz durumda olduğu öne sürüldü. Kaptanın ise daha önce benzer bir kazaya karıştığı ve ehliyetinin askıya alındığı ancak bir şekilde görevine devam ettiği iddiaları arasında. Tüm bu ihmallerin, facianın boyutunu artırdığı ifade ediliyor.
Kaza anında feribotta bulunan ve sağ kurtarılan yolculardan Hasan Yılmaz, yaşadığı dehşeti şu sözlerle anlattı: "Feri bouta bindikten kısa süre sonra bir sarsıntı hissettik. Herkes paniklemişti. Görevliler talimat vermek yerine kaçışmaya başladı. Can yelekleri yerlerinde yoktu, çoğu kişi yelek bulamadı. Ben bir şekilde denize atladım, ama birçok kişi için umut yok." Bu ifadeler, kazanın ardından başlatılan soruşturmanın kapsamını genişletecek nitelikte.
Arama kurtarma çalışmaları ve soğuk suyun etkisi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) yetkilileri, Türkiye'den gönderilen arama kurtarma ekipleri ve sahil güvenlik botlarıyla denizde geniş bir alanda tarama yapıyor. Ancak deniz suyu sıcaklığının mevsim normallerinin altında olması, kayıp yolcular için hayatta kalma ihtimalini her geçen saat azaltıyor. Dalgıçlar, feribotun enkazına ulaşmaya çalışırken, kıyıya vuran cesetler de acı tabloyu büyütüyor. Şu ana kadar 12 cesede ulaşıldı, kayıp sayısı 18 olarak açıklandı. Arama çalışmalarında, denizaltı robotları ve termal kameralar da kullanılıyor.
Öte yandan, kazanın ardından KKTC Başbakanlığı tarafından yapılan açıklamada, olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma başlatıldığı ve sorumluların en ağır şekilde cezalandırılacağı belirtildi. Ayrıca, feribot şirketinin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulduğu ve tüm deniz araçlarının denetimden geçirileceği ifade edildi.
Geçmişteki benzer kazalar ve alınmayan dersler
Bu facia, Türkiye ve Kıbrıs sularında yaşanan ilk deniz kazası değil. 2019 yılında Ege Denizi'nde mültecileri taşıyan bir teknenin batması sonucu 16 kişi hayatını kaybetmiş, 2021'de İstanbul Boğazı'nda bir yük gemisi ile balıkçı teknesinin çarpışması sonucu 3 kişi ölmüştü. Her kazanın ardından 'denetimler artırılacak' sözü verilmesine rağmen, benzer ihmallerin tekrarlandığı görülüyor. Uzmanlar, deniz ulaşımında güvenlik kültürünün yerleşmediğini, ekonomik kaygıların can güvenliğinin önüne geçtiğini vurguluyor.
Kıbrıs'ta yaşanan bu son facia, sadece bölgedeki deniz taşımacılığının değil, aynı zamanda Türkiye'deki denizcilik sektörünün de kanayan yarasını bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün (IMO) belirlediği güvenlik standartlarına uyulması halinde, bu tür kazaların büyük ölçüde önlenebileceği ifade ediliyor. Ancak, mevzuattaki boşluklar ve denetim eksiklikleri, can kayıplarının yaşanmasına zemin hazırlıyor.
Şu an için gözler, kurtarma ekiplerinden gelecek iyi haberlere çevrilmiş durumda. Ancak 18 kayıp için umutlar neredeyse tükenmişken, asıl sorgulanması gereken, bu kadar cana mal olan ihmal zincirinin nasıl bu kadar uzun süre devam edebildiğidir. Bu facia, yetkililere bir kez daha 'bir daha asla' dedirtmeli ve deniz güvenliği konusunda köklü reformlar yapılmalıdır.