Gazeteci Can Bursalı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasıyla 'şüpheli' sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Bu gelişme, Türkiye'de basın özgürlüğü ve ifade hürriyeti tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Bursalı'nın avukatı, müvekkilinin savcılıkça belirlenen tarihte ifade vereceğini doğrularken, sürecin hukuki olduğunu ancak gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edilmesinin endişe verici olduğunu belirtti.
İfade Çağrısının Detayları
Edinilen bilgilere göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Bursalı hakkında sosyal medya paylaşımları ve köşe yazılarındaki bazı ifadeler nedeniyle resen soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında Bursalı'ya gönderilen davette, suçlamanın 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' TCK 217/A maddesi kapsamında değerlendirildiği ifade edildi. Bu madde, kamu barışını bozmaya elverişli yanıltıcı bilgilerin yayılmasını suç sayıyor ve 1 ila 3 yıl arasında hapis cezası öngörüyor.
Bursalı, daha önce sosyal medya hesabından yaptığı bazı paylaşımlar nedeniyle benzer suçlamalarla karşı karşıya kalmış, ancak bu ilk kez 'şüpheli' sıfatıyla ifadeye çağrılması anlamına geliyor. Avukatı yaptığı yazılı açıklamada, “Müvekkilim, gazetecilik görevini yerine getirirken kamu yararını gözetmiştir. Bu soruşturma, ifade özgürlüğüne yönelik bir baskı aracı olarak kullanılmamalıdır” ifadelerini kullandı.
Basın Özgürlüğü Tartışmaları Büyüyor
Bu gelişme, Türkiye'de gazetecilere yönelik açılan soruşturmaların arttığı bir dönemde geldi. Uluslararası basın özgürlüğü kuruluşları, Türkiye'de gazetecilerin haber yapma ve bilgi paylaşma konusunda ciddi engellerle karşılaştığını raporluyor. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) konuya ilişkin ortak bir açıklama yaparak, Can Bursalı'nın yanında olduklarını ve hukuki sürecin takipçisi olacaklarını duyurdu.
Öte yandan, hükümete yakın kaynaklar, yürütülen soruşturmaların bağımsız yargı kararları olduğunu ve kimsenin hedef alınmadığını savunuyor. Ancak muhalefet partileri ve sivil toplum örgütleri, bu tür davaların gazetecileri susturmaya yönelik olduğunu ve Türkiye'nin basın özgürlüğü endekslerinde geri sıralarda yer almasının bu uygulamalardan kaynaklandığını dile getiriyor.
Önceki Benzer Davalar ve Toplumsal Tepki
Can Bursalı, daha önce de benzer bir soruşturma geçirmiş, ancak takipsizlikle sonuçlanmıştı. Bu yeni süreç, sosyal medyada geniş yankı buldu. #CanBursalıYalnızDeğildir etiketi kısa sürede Türkiye gündeminde üst sıralara yerleşti. Birçok akademisyen, sanatçı ve gazeteci, dayanışma mesajları yayınladı.
Türkiye'de son yıllarda ‘dezenformasyon yasası’ olarak bilinen düzenlemenin ardından açılan soruşturma sayısındaki artış dikkat çekiyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2022-2023 yıllarında bu kapsamda açılan soruşturma sayısı önceki yıllara göre üç kat arttı. Bazı hukukçular, bu yasanın ifade özgürlüğünü orantısız şekilde kısıtladığı görüşünde.
Sonuç ve Değerlendirme
Can Bursalı’nın ifadeye çağrılması, Türkiye'de basın özgürlüğünün geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Gazetecilik faaliyetlerinin yargı baskısı altında yürütülmesi, kamuoyunun doğru bilgiye erişimini zorlaştırıyor. Bu tür soruşturmaların, gazetecilerin sansürleme etkisi yaratarak toplumu bilgilendirme işlevini baltaladığı açık. Bağımsız bir yargı sürecinin işlemesi ve gazetecilerin görevlerini korkusuzca yapabilmesi, demokratik bir toplumun olmazsa olmazıdır. Bu davanın, ifade özgürlüğü açısından emsal niteliği taşıması ve yargının bağımsızlığını göstermesi bekleniyor.