Yandaş gazeteci Fatih Atik, Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi'nin, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un danışmanı olduğu iddia edilen Akın Gürlek’in AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında yaptığı konuşmaya ilişkin aktardığı bilgileri yalanladı. Atik, “Böyle bir açıklama yapmadım” diyerek Selvi'nin haberini reddetti. Tartışma, Gürlek'in eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın çerçeve yasa teklifinden yararlanamayacağını söylediği iddiası üzerinden alevlendi.
İddia ve Yalanlama
Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, 25 Mart tarihli köşesinde, AKP MKYK toplantısında konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek'in, hazırlanan çerçeve yasa teklifinin kapsamını anlatırken, “Demirtaş bu düzenlemeden yararlanamayacak” dediğini öne sürmüştü. Selvi, bu bilgiyi aldığı kaynağın ismini ise “Yandaş gazeteci Fatih Atik” olarak vermişti. Ancak Fatih Atik, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Selvi'nin iddiasını kesin bir dille yalanladı. Atik, “Bugünkü yazınızda benim adımı kullanarak, Sayın Gürlek'in böyle bir açıklama yaptığını iddia etmişsiniz. Benim böyle bir açıklamam yoktur. Bu tamamen yanlış bir aktarımdır” ifadelerini kullandı.
Tartışmanın Arka Planı
Gürlek ismi, özellikle muhalefet tarafından, yargıya müdahale ettiği gerekçesiyle sıkça gündeme getiriliyor. CHP lideri Özgür Özel, geçtiğimiz aylarda Gürlek'in bazı hakimlerle gizlice toplandığına dair kayıtlar paylaşmış, bu kayıtlar büyük yankı uyandırmıştı. Gürlek, bu iddiaları reddetmişti. Şimdi ise Gürlek'in AKP MKYK toplantısında yaptığı varsayılan konuşma, siyasi kulislerde yeni bir tartışma başlattı. Çerçeve yasa teklifinin, belirli suçları kapsadığı ve cezai indirimler öngördüğü biliniyor. Teklifin, özellikle FETÖ, PKK ve diğer terör örgütü üyelerini kapsamaması bekleniyor. Ancak Demirtaş'ın adının özel olarak anılması, muhalefet tarafından “Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla cezaevindeki muhaliflere mesaj verildiği” şeklinde yorumlandı.
Selvi'nin Kaynağı ve Güvenilirlik Tartışması
Abdulkadir Selvi, köşesinde “Fatih Atik'in aktardığına göre” diyerek bilgiyi aktarmış, ancak Atik'in yalanlaması habercilik etiği açısından Selvi'nin güvenilirliğini sorgulattı. Selvi, daha önce de benzer yalanlamalarla karşılaşmıştı. Örneğin, 2023 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlık durumuyla ilgili yaptığı bir haber, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yalanlanmıştı. Bu tür olaylar, gazetecilerin kaynak teyidi konusundaki hassasiyetini yeniden gündeme getiriyor.
Demirtaş'ın Durumu
Selahattin Demirtaş, 2016 yılından bu yana Edirne Cezaevi'nde tutuklu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Demirtaş'ın tutukluluğunun uzun süredir siyasi bir saik taşıdığına hükmetmiş ve tahliye edilmesini istemişti. Ancak Türk yargısı bu kararı uygulamadı. CHP ve DEM Parti, Demirtaş'ın serbest bırakılması için çağrıda bulunurken, AKP cephesi, yargı kararlarının bağımsız olduğunu savunuyor.
Siyasi Yansımalar
Olay, siyasi partiler arasında yeni bir gerginlik kaynağı oldu. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, konuyu TBMM gündemine taşıyarak Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un bir açıklama yapmasını istedi. Emir, “Bir bakanın MKYK toplantısında Demirtaş gibi bir ismin ismini zikrederek, hukukun üstünlüğüne gölge düşürecek açıklamalar yapması kabul edilemez” ifadelerini kullandı. DEM Parti cephesi ise, “İktidar, hukuku bir kez daha siyasete alet ediyor. Bu açıklamalar, Demirtaş'ın serbest kalması yönündeki AİHM kararını hiçe saymanın bir göstergesidir” şeklinde tepki gösterdi.
Sonuç ve Değerlendirme
Fatih Atik'in yalanlaması, iddianın kaynağını zayıflatmış olsa da, Gürlek-Demirtaş tartışması Türkiye'nin gündemindeki yerini koruyor. Hükümetin çerçeve yasa teklifinin, toplumda infial uyandıran suçları kapsamaması beklenirken, Demirtaş'ın isminin bu kadar öne çıkması, iktidarın kırmızı çizgilerini gösteriyor. Bağımsız yargı vurgusu yapan muhalefet, bu tür iddiaları iktidarın yargıyı baskı altına aldığının bir kanıtı olarak sunuyor. Ancak yalanlama, haberin doğruluğu konusunda ciddi şüpheler oluşturdu. Önümüzdeki günlerde, hem Adalet Bakanlığı'ndan hem de AKP'den bir açıklama gelmesi bekleniyor. Bu durum, Türkiye'deki medya ve siyaset ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.