On yıl kadar önceydi. Bilgisayarımdaki 'Kitaplar' dosyasını açtığımda, yazılmamış kitap başlıklarının sayısı beni şaşırttı: tam 80 taneydi. Bunların bazılarını yayınlamıştım, ancak büyük çoğunluğu hâlâ kâğıda dökülmeyi bekliyordu. O listede, üzerinde uzun süre düşündüğüm bir Siyer-i Nebî projesi bile vardı. Ancak yıllar geçtikçe, benden çok daha mahir kalemlerin bu alanda eserler verdiğini gördüm ve kendi projelerimi rafa kaldırdım. Bu süreç, bana şunu öğretti: Bazen planlar, gerçekleştirilecekleri ana kadar beklerken anlam değiştirir; asıl önemli olan, ezberleri bozmak ve çağın ihtiyaçlarına yanıt vermektir. Bu makale, o dosyadaki başlıklardan yola çıkarak, değişim ve üretkenlik üzerine bir değerlendirme sunuyor.
Yazılmayı Bekleyen Projeler
2010'lu yılların başında, dijital ortamda notlarımı derlerken, birçok yazarın rafında duran mumyalanmış projelerin bir benzeriyle karşılaştım. Listede dikkat çekenler şunlardı: 'Küresel Adalet ve İslam' adlı bir inceleme, 'Ortadoğu'da Kadın Hakları' üzerine bir araştırma ve dört ciltlik bir şehir tarihi taslağı. Bu projeler; akademik kariyerimin, gazetecilik deneyimimin ve kişisel gözlemlerimin birikimiydi. Ancak her biri, yazıldığı dönemin değil, düşünüldüğü dönemin izlerini taşıyordu. Örneğin, Siyer-i Nebî projesini, İslam tarihi üzerine uluslararası kongrelerde tartışılan güncel yorumların gerisinde kaldığını düşünerek askıya aldım. Bunun yerine, daha az iddialı ama gündemi yakalayan denemeler yazmayı tercih ettim.
Ezberleri Bozmanın Anlamı
Yazarlıkta ve fikir dünyasında 'ezber bozmak', kalıplaşmış düşünceleri dönüştürmek ve yeni perspektifler sunmak demektir. Benim için bu, otoriter söylemlerin dışına çıkmayı, eleştirel düşünmeyi ve alternatif anlatılar kurmayı gerektiriyor. Uluslararası ilişkilerde 'ezber bozan' ülkelerden söz edilir; ama bireysel düzlemde de bu kavram geçerli. Mesela, 2010'larda Türkiye'de hızla yükselen kentsel dönüşüm tartışmaları sırasında, şehirlerin kimliklerinin korunması gerektiğini savunan yazılarım, benim için bir ezber bozma pratiğiydi. İnsanların tarihine ve hafızasına saygı duymadan inşa edilen beton yığınları, sadece mimari değil, toplumsal bir sorundur. Bunun üzerine yazmayı hiçbir zaman bırakmadım. Aynı şekilde, İslam dünyasındaki modernleşme çabaları üzerine kaleme aldığım bir makale, hem gelenekselcileri hem de modernistleri memnun etmemişti; çünkü her iki tarafın da ezberlerini bozuyordu.
Zamanın Değişen Yüzü
Yazılmamış kitapların listesi, aslında zamanın ne kadar hızlı değiştiğinin işareti. O listedeki konuların bir kısmı, bugün hâlâ güncelliğini koruyor; ama büyük bir kısmı, teknolojinin ve küresel olayların gölgesinde kaldı. Örneğin, 2013 yılında 'Gezi Parkı' süreci, 'dijital aktivizm' üzerine yazmayı planladığım bir kitabın konusunu adeta ele geçirdi. O günlerde kaleme aldığım kısa denemeler, o kitabın önünü kesti. Şimdi geriye dönüp baktığımda, o denemelerin daha güncel ve etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü kitaplar uzun vadede düşünülebilir; ama o anın enerjisini yakalamak ve okura direkt seslenmek denemelerle mümkün. Bu, 'ezber bozmanın' bir başka boyutu: medyanın hızına ayak uydurmak, ama derinliği kaybetmemek.
Bağımsız Değerlendirme
Yazılmamış projelerin raflarda tozlanması, yazarlar için hüzün verici olabilir; ancak bu, aynı zamanda bir aydınlanma sürecidir. Kişisel deneyimimden yola çıkarak diyebilirim ki, her plan, kendi zamanını beklemez; çoğu iptal edilir, bir kısmı dönüşür, az bir kısmı ise gün yüzü görür. Önemli olan, üretkenliği bir hedef tahtasına dönüştürmemektir. Bazen bir makale, bir kitaptan daha değerlidir; bir fikir, bir projeden daha kalıcıdır. Ülkemizin de içinde bulunduğu bölgesel ve küresel krizler, bizlere şunu gösteriyor: Herkesin tek yapması gereken, yazılmamış kitaplarını değil, okunmamış fikirleri keşfetmektir. Bu yüzden, ben hâlâ bilgisayarımda duran 'Kitaplar' klasörüne baktığımda, boş künyelerin yasını tutmuyorum; ezberleri bozmuş olmanın huzurunu taşıyorum.