Faizsiz finansman vaadiyle ev sahibi olmak isteyen yüz binlerce kişiden toplanan paralar, lüks ofislerde ve vaat dolu tanıtım toplantılarında eridi. Sonunda ortaya çıkan tablo, yalnızca mağduriyet değil, aynı zamanda ciddi bir denetim boşluğunu gözler önüne serdi. Türkiye genelinde onlarca şirket, “tasarruf finansmanı” adı altında topladıkları milyarlarca lirayı yurt dışına kaçırdı. Peki bu süreçte devlet neredeydi? Nasıl oldu da bu denli büyük bir balon bu kadar uzun süre fark edilmedi?
Faizsiz Ev Sahipliği Rüyası: Sistem Nasıl İşledi?
Son yıllarda hızla çoğalan tasarruf finansman şirketleri, “faizsiz ev sahibi olma” sloganıyla geniş kitlelere ulaştı. Çoğunlukla dindar ve orta gelirli ailelere hitap eden bu sistemde, katılımcılar aylık düzenli ödemeler yaparak sıraya giriyor ve belirli bir süre sonra ev sahibi olmayı umut ediyordu. Ancak sistemin yasal altyapısı oldukça zayıftı. 2019’a kadar bu şirketlerin denetimi neredeyse yoktu; sadece ticaret siciline kayıt olmak yetiyordu. Denetim yetkisi ise farklı kurumlar arasında dağınık haldeydi. Bu boşluk, kötü niyetli girişimciler için büyük bir fırsat kapısı araladı.
İddialara göre, söz konusu şirketler topladıkları paraları yatırıma dönüştürmek yerine lüks harcamalara, yüksek kiralı ofislere ve hatta yurt dışı hesaplara aktardı. İsviçre başta olmak üzere çeşitli ülkelerde açılan hesaplara para transfer edildiği, bazı şirket sahiplerinin mal varlıklarını yurt dışına taşıdığı belgelerle ortaya çıktı. Mağdurlar ise hem ödedikleri taksitlerden hem de hayallerinden oldu.
Devletin Denetim Zaafı ve Gözden Kaçan Sinyaller
Peki devlet bu balonu gerçekten görmedi mi? Aslında birçok sinyal vardı. Tüketici şikâyetleri, mahkeme kararları ve hatta bazı kamu kurumlarının raporları, bu şirketlerin yapısında ciddi sorunlar olduğunu gösteriyordu. Ancak yasal düzenleme ancak 2021’de, 7292 sayılı kanunla yapılabildi. Bu kanunla tasarruf finansman şirketleri Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) denetimine girdi. Fakat o tarihe kadar milyarlarca lira buharlaşmıştı bile.
Denetim eksikliğinin yanı sıra, siyasi iradenin bu yapılara karşı tutumu da tartışma konusu. Bazı dönemlerde bu şirketlerin reklamlarına göz yumuldu, hatta bazı siyasiler tarafından açılışlarına katılındı. Bu durum, vatandaşın güvenini artırdı ve daha fazla kişinin sisteme girmesine yol açtı. Ancak işler sarpa sardığında, sorumluluk yalnızca şirket sahiplerine yıkıldı.
Uzmanlar, benzer bir balonun inşaat sektöründe de yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle “kat karşılığı” veya “ön ödemeli konut satışı” gibi yöntemlerde denetim hâlâ yetersiz. Tüketici dernekleri, yasal boşlukların bir an önce kapatılması ve cayma hakkı, garanti fonu gibi mekanizmaların güçlendirilmesi çağrısı yapıyor.
Mağdurlar Ne Yapacak? Hukuki Süreç ve Beklentiler
Binlerce mağdur, yıllardır süren hukuk mücadelesinde yorgun düşmüş durumda. Açılan davaların bir kısmı sonuçsuz kalırken, bazı şirket sahipleri yurt dışına kaçtı. İsviçre hesaplarına aktarılan paraların iadesi için uluslararası hukuki işbirliği gerekiyor; ancak süreç son derece yavaş ilerliyor. Mağdurlar, devletin öncelikle kendi denetim zaafını kabul edip tazminat yolunu açmasını talep ediyor.
Öte yandan, BDDK bünyesinde oluşturulan “Tasarruf Finansmanı Şirketleri” listesi, yalnızca izinli şirketleri kapsıyor. Ancak hâlâ merdiven altı yapıların faaliyet gösterdiği biliniyor. Vatandaşların, faizsiz finansman vaadiyle ortaya çıkan her yapıya itibar etmemesi, mutlaka BDDK onaylı şirketleri tercih etmesi gerekiyor.
Bu olay, sadece bir dolandırıcılık hikâyesi değil; aynı zamanda devletin piyasa denetimindeki eksikliğinin bir göstergesi. Faizsiz finansman sisteminin doğru işlemesi için öncelikle güvenilir bir hukuki çerçeve şart. Aksi halde, ev hayali kuran insanların birikimleri, yurt dışındaki hesapları zenginleştirmeye devam edecek.