Türkiye'de imalat sanayisindeki üretim kayıplarına dikkat çeken iş dünyası temsilcileri, ülkenin 'erken sanayisizleşme' riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda yetkilileri uyarıyor. Sanayiciler, mevcut genel teşvik sisteminin kaynakların verimsiz kullanılmasına neden olduğunu belirterek, üretimde sürdürülebilir bir toparlanma için şeffaf, seçici ve kamu ortaklığını içeren bütüncül bir planlama yaklaşımının şart olduğunu vurguluyor. Bu talepler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) ekonomi politikalarının görüşüldüğü oturumlarda ve iş dünyası kuruluşlarının raporlarında giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Üretimdeki Kan Kaybı Büyüyor
Son dönemde açıklanan sanayi üretim endeksleri, Türkiye imalat sektöründe ciddi bir yavaşlamaya işaret ediyor. İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yayınlanan İmalat PMI verileri, sektörün üst üste aylardır daralma bölgesinde kaldığını gösteriyor. Bu tablo, otomotivden tekstile, makineden kimyaya kadar birçok alt sektörde kapasite kullanım oranlarının düşmesine ve ara malı ithalatının artmasına neden oluyor.
İş dünyasının temsilcilerine göre, bu durum yalnızca konjonktürel bir dalgalanma değil; aynı zamanda yapısal bir dönüşümün işareti. Uzmanlar, özellikle yüksek teknolojili üretimden ziyade düşük katma değerli üretime dayanan mevcut yapının, küresel rekabette giderek daha kırılgan hale geldiğini ifade ediyor. Enerji maliyetlerindeki artış, döviz kurundaki dalgalanmalar ve finansmana erişimdeki zorluklar, üreticilerin üzerindeki baskıyı her geçen gün artıran unsurlar olarak öne çıkıyor.
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı'nın yakın tarihli bir toplantıda yaptığı konuşmada, “Üretim hatlarımız durma noktasına geldi. Özellikle KOBİ'lerimiz, yüksek faiz ve kredi bulamama nedeniyle yeni sipariş alamıyor. Mevcut siparişleri bile zamanında teslim edememe riskiyle karşı karşıyalar” ifadeleri durumun vahametini gözler önüne seriyor. Bu açıklamalar, iş dünyasının sadece makroekonomik göstergelerden değil, sahada yaşanan somut sorunlardan da kaygı duyduğunu ortaya koyuyor.
Genel Teşvikler Yetersiz Kalıyor
Türkiye'de yatırımları teşvik etmek amacıyla uygulanan bölgesel ve sektörel teşvik sistemleri, uzun yıllardır eleştirilerin odağında. İş dünyası temsilcileri, mevcut teşviklerin çok genel ve kapsayıcı olduğunu, bu nedenle kaynakların verimli kullanılmadığını savunuyor. Örneğin, her bölgeye sunulan teşvikler, aslında yüksek potansiyeli olan yatırımların bile ayrım gözetilmeksizin desteklenmesine yol açıyor. Bu durum, devletin sağladığı vergi indirimleri, sigorta primi desteği ve faiz sübvansiyonları gibi avantajların gerçek anlamda üretim dönüşümünü sağlamak yerine, mevcut üretim yapısını korumaya yönelik kullanılmasına neden oluyor.
İş dünyası, bu nedenle “şeffaf ve seçici” bir teşvik modeline geçilmesi gerektiğini belirtiyor. Uzmanlar, yatırım teşviklerinin, yüksek katma değerli, Ar-Ge yoğun ve ihracata dönük projelere yönlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesinde hazırlanan raporlarda, “Teşvik politikalarının etkinliği, sadece yatırım tutarı ile ölçülmemeli; üretimdeki verimlilik artışı, istihdam kalitesi ve teknoloji seviyesi gibi kriterler de dikkate alınmalıdır” tespiti yer alıyor. Bu bağlamda, teşviklerin şirketlerin stratejik dönüşüm projelerine bağlanması ve her yatırımın toplumsal fayda analizi yapılarak desteklenmesi öneriliyor.
Devlet Ortaklığı ve Bütüncül Planlama Talebi
İş dünyasının bir diğer önemli talebi ise devletin, özel sektörün yanında yalnızca bir destekleyici değil, aynı zamanda risk alan bir ortak olarak yer alması. Özellikle stratejik sektörlerde kamu-özel sektör iş birliği modellerinin geliştirilmesi, özel yatırımcıların üzerindeki risk yükünü hafifletebilir. Bu kapsamda, Ar-Ge merkezlerinin kurulmasında, teknoloji transferinde ve pilot üretim hatlarının oluşturulmasında devletin aktif rol alması isteniyor.
Sanayiciler, Türkiye'nin mevcut sorunlarının ancak bütüncül bir planlama ile çözülebileceğine inanıyor. Ulaştırma altyapısından enerji arz güvenliğine, eğitimli iş gücünden finansmana kadar birçok alanı kapsayan eşgüdümlü bir stratejiye ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Bu çerçevede, kalkınma planları ile orta vadeli programların (OVP) sanayi politikalarıyla uyumlu hale getirilmesi, böylece ortak bir vizyon etrafında kamu, özel sektör ve üniversitelerin bir araya getirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda geçtiğimiz haftalarda yapılan görüşmelerde de benzer eleştiriler dile getirilmişti. Muhalefet milletvekilleri, hükümetin sanayi politikalarının yetersiz olduğunu savunarak, seçici kredi mekanizmalarının ve üretim odaklı maliye politikalarının hayata geçirilmesi için çağrıda bulunmuştu. Hükümet yetkilileri ise yeni teşvik paketleri üzerinde çalıştıklarını ve özellikle yeşil dönüşüm ve dijitalleşme alanlarına odaklanacaklarını açıkladılar.
Uzmanlar, Türkiye'nin bu kritik dönemde erken sanayisizleşme tuzağına düşmemek için köklü bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç duyduğunu dile getiriyor. Geçmişte uygulanan geniş çaplı teşviklerin yarattığı kaynak israfından dersler çıkarılması ve üretim süreçlerinin verimlilik artışına dayalı bir yeniden yapılandırmaya sokulması gerekiyor.
Türkiye'nin küresel değer zincirlerindeki konumunu güçlendirebilmesi ve sürdürülebilir bir kalkınma performansı yakalayabilmesi, ancak sağlam bir sanayi altyapısına ve yenilikçi bir üretim kültürüne sahip olmasıyla mümkün olacak. Bugün alınacak önlemler, ülkenin gelecek on yıllarının ekonomik kaderini şekillendirecek nitelikte. Bu nedenle iş dünyasının artan endişelerini dikkate almak ve somut çözümler üretmek, yalnızca ekonomik bir zorunluluk değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olarak öne çıkıyor.