AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana uyguladığı ekonomi politikaları, gelir dağılımında ciddi bozulmalara yol açtı. Emekçi kesimlerin alım gücü erirken, sermaye çevrelerine ve yolsuzluk ağına devasa kaynak aktarıldı. Son yıllarda artan enflasyon, işsizlik ve yoksulluk, bu transferin somut göstergeleri olarak öne çıkıyor. Ekonomik çöküşün tek bir nedene indirgenmesi ise gerçeği gizliyor.
Gelir Dağılımındaki Bozulma ve Servet Transferi
TÜİK verilerine göre, en zengin yüzde 20'lik kesim ile en yoksul yüzde 20'lik kesim arasındaki gelir farkı son yirmi yılda dramatik biçimde arttı. 2002'de Gini katsayısı 0,44 iken, bugün 0,55'e yaklaştı. Bu bozulmanın arkasında, vergi politikalarında sermaye lehine yapılan düzenlemeler, emek üzerindeki vergi yükünün artırılması ve kamusal kaynakların özel sektöre aktarılması yatıyor.
Özelleştirmeler, kamu ihaleleri ve teşvikler yoluyla milyarlarca lira değerindeki varlık, belirli holdinglere ve siyasi iktidara yakın iş insanlarına peşkeş çekildi. Örneğin, 2023 yılında yapılan kamu ihalelerinin yüzde 80'i, iktidara yakınlığıyla bilinen beş şirket tarafından alındı. Bu durum, serbest piyasa koşullarında rekabetin ortadan kalktığını ve kayırmacılığın kurumsallaştığını gösteriyor.
Nas Politikası ve Ekonomik Çöküş
Ekonomik çöküşün başlangıcını yalnızca 'nas' politikasına bağlamak eksik bir analizdir. 2018'de başlayan kur krizi ve ardından gelen faiz indirimleri, yüksek enflasyonu tetikledi. Ancak bu politikalar, daha derin bir yapısal sorunun semptomuydu: üretimden kopuk, rantiyeye dayalı bir ekonomi modeli. İktidar, faizleri düşürerek büyümeyi hedefledi, ancak bu strateji döviz kurlarında kontrolsüz artışa ve ithal mallara bağımlılığın artmasına yol açtı.
Merkez Bankası'nın bağımsızlığının yitirilmesi, enflasyonun çift haneli rakamlarda kalıcı hale gelmesine neden oldu. 2024 itibarıyla resmi enflasyon yüzde 60'ın üzerinde seyrederken, gıda enflasyonu yüzde 100'ü aştı. Bu tablo, dar gelirli vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesine yol açtı.
Soyguncuya Aktarılan Kaynaklar
Yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları, AKP döneminde sistematik bir hal aldı. 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları, kamu bankaları üzerinden yapılan usulsüz transferleri gün yüzüne çıkardı. Milyarlarca dolarlık kaynak, hayali ihracat, altın ticareti ve inşaat projeleri üzerinden aklandı. Sayıştay raporları, kamu zararının her yıl katlanarak arttığını belgeliyor.
Vergi afları, borç yapılandırmaları ve imar barışı gibi düzenlemeler, kayıt dışı ekonominin ve kaçak yapılaşmanın ödüllendirilmesi anlamına geldi. Bu aflar, dürüst vergi mükelleflerinin cezalandırılması, kural tanımazların ise ödüllendirilmesi sonucunu doğurdu.
Emekçinin Kaybı, Sermayenin Kazancı
Asgari ücret, son yıllarda yapılan zamların ardından dahi açlık sınırının altında kaldı. Türk-İş'in hesaplamalarına göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2024'te 20 bin TL'yi aşarken, asgari ücret 17 bin TL'de kaldı. Emekli maaşları ise çoğu zaman bir çuval patates fiyatına denk düşüyor. Bu tablo, emeğin değersizleştirilmesinin ve sermayenin güçlendirilmesinin bir sonucudur.
Öte yandan, büyük sermaye grupları, pandemi döneminde devlet destekleriyle ayakta kaldı ve kârlarını artırdı. Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin net kârı 2023'te rekor seviyeye ulaştı. Bu kârların büyük bölümü, düşük faizli kredilerle ve kamu ihaleleriyle beslendi. Dolayısıyla, ekonomik büyüme rakamları, gelir adaletsizliğini gizleyen bir perde işlevi görüyor.
Sonuç ve Değerlendirme
AKP döneminde uygulanan ekonomi politikaları, emekten sermayeye ve yolsuzluk ağına devasa bir servet transferine sahne oldu. Ekonomik çöküşü yalnızca 'nas' politikasına bağlamak, sorunun kökenini görmezden gelmek anlamına gelir. Asıl mesele, rantiyeye dayalı büyüme modeli, vergi adaletsizliği ve hukukun üstünlüğünün erozyonudur. Bu yapısal sorunlar çözülmeden, Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir bir toparlanma yakalaması mümkün görünmüyor. Gelir dağılımını düzeltmek, emeği korumak ve kamu kaynaklarını şeffaf biçimde yönetmek için köklü reformlar şart. Aksi halde, toplumsal huzursuzluk ve ekonomik kriz daha da derinleşecek.