“Bu gözyaşları bir erkekten geliyor” diyen Gazzeli babanın haykırışı, sadece bir acı ifadesi değil; çağımızın trajik hakikatini gözler önüne seren bir tanıklık. Bu söz, Batı merkezli dijitalizm ve Siyonist şiddetin erkeklik kavramını iki ayrı cephede nasıl imha ettiğini özetliyor: Biri toprakları işgal ederek, diğeri dijital saldırılarla kimliği hedef alarak. Oryantalist akıl, artık eski kitaplarda değil; ekranlarımızda, algoritmalarımızda ve haber akışlarımızda yeniden şekilleniyor.
Ekranların Ardındaki Oryantalist Zihniyet
Oryantalizm, tarih boyunca Doğu'yu Batı'nın şekillendirdiği bir nesne olarak kurguladı. Bugün bu kurgu, dijital platformlar aracılığıyla daha da inceltilmiş bir halde karşımıza çıkıyor. Batı merkezli haber ajansları, film endüstrisi ve sosyal medya algoritmaları; Müslüman erkeği ya terörist ya ezilmiş bir figür olarak kodluyor. Gazze'deki baba imgesi ise bu kodlamayı bozan nadir anlardan biri. Duygularını açıkça ifade eden, ağlayan, çocuğunu kaybetmiş bir baba; Batı'nın 'güçlü, duygusuz erkek' kalıbına uymuyor. Bu yüzden bu görüntüler ya sansürleniyor ya da 'istisna' olarak sunuluyor.
Ekran tiranlığı, yalnızca görüntülerin manipülasyonuyla sınırlı değil. Algoritmalar, içeriklerin neyi göreceğimizi belirlerken, oryantalist önyargıları da yeniden üretiyor. Örneğin, Filistin'deki şiddet haberleri 'çatışma' olarak etiketlenirken, İsrail'in saldırıları 'meşru müdafaa' çerçevesinde sunuluyor. Bu dil, izleyicinin algısını sessizce yönetiyor. Aynı zamanda, dijital platformlarda Filistin yanlısı içeriklerin erişimi kısıtlanıyor; hashtag'ler gizleniyor, videolar kaldırılıyor. Bu, oryantalizmin klasik 'Doğu'yu susturma' pratiğinin günümüzdeki karşılığıdır.
Erkekliğin İki Cephede İmhası
Erkeklik kavramı, günümüzde paralel saldırılar altında. İlki, fiziksel saldırı: Siyonist şiddet, Filistinli erkekleri evsiz bırakıyor, kimliklerini yok ediyor. İkincisi ise dijital saldırı: Bu erkeklerin görüntüleri, Batı medyasında aşağılanıyor ya da tamamen yok sayılıyor. Gazzeli babanın gözyaşları, bu iki saldırının kesişim noktasında bir anlam kazanıyor. Onun ağlaması, Batı'nın 'Doğulu erkek' klişesine aykırı olduğu için ya 'propaganda' olarak değerlendiriliyor ya da 'insani trajedi' başlığında eritiliyor. Bu, erkekliğin hem maddi hem manevi olarak yok edilmesidir.
Dijital saldırı, yalnızca dışarıdan gelmiyor; içeriden de besleniyor. Batı toplumlarında yükselen sağ popülizm, göçmen erkeği 'tehdit' olarak kodlarken, liberal söylemler de Müslüman erkeği 'baskıcı' olarak yaftalıyor. Bu ikili baskı, Müslüman erkekleri sürekli bir savunma pozisyonuna itiyor. Öte yandan, dijital aktivizm, bu klişelere karşı yeni bir direniş alanı sunuyor. Gazzeli babanın videoları, bu direnişin simgesi haline geldi. Onun çığlığı, ekran tiranlığına karşı bir başkaldırıdır. Ancak bu başkaldırı, algoritmaların ve sansürün gölgesinde giderek zorlaşıyor.
Sonuç: Ekranın Ötesinde Bir Mücadele
Gazzeli babanın gözyaşları, sadece bir anlık haber değil; aynı zamanda bir uyanış çağrısı. Oryantalizmin yeni kılıfı olan ekran tiranlığı, bize karşı koyabileceğimiz görünür bir düşman değil; ancak etkileri somut. Bu mücadele, medya okuryazarlığını geliştirmekten geçiyor. İzleyiciler olarak, bize sunulan çerçeveleri sorgulamak, alternatif kaynakları takip etmek ve manipülasyon tekniklerini tanımak zorundayız. Ancak asıl mesele, ekranların ötesinde, Gazze'deki gerçek hayatın devam ettiğini unutmamak. O baba, gözyaşlarıyla bir kez daha gösterdi ki, insanlık onuru ve erkeklik kavramı, işgal altında bile yıkılamaz. Bu yüzden, ekran tiranlığına karşı verilecek en güçlü cevap, gerçeği ısrarla hatırlamak ve anlatmaktır.