Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), çok taraflı ticaret sisteminin reforme edilmesi ve güçlendirilmesi halinde 2050 yılına kadar küresel gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 2,9 oranında artabileceğini açıkladı. Örgüt, uluslararası işbirliğinin zayıflaması durumunda ise dünya ekonomisinin büyük kayıplarla karşılaşacağı uyarısında bulundu. DTÖ'nün Cenevre'de yayımladığı raporda, mevcut çok taraflı ticaret mimarisinin korunması ve geliştirilmesinin küresel refah için kritik önem taşıdığı vurgulandı.
Reform senaryosu: GSYH'ye 2,9 puanlık katkı
DTÖ ekonomistlerinin hazırladığı analize göre, üye ülkelerin ticaret kurallarını modernize etmesi, tarife dışı engelleri azaltması ve dijital ticareti kapsayacak yeni düzenlemeleri hayata geçirmesi durumunda küresel hasıla 2050'ye kadar yüzde 2,9 oranında büyüyecek. Bu oran, dünya ekonomisinin yıllık ortalama büyüme hızının üzerinde bir ivme anlamına geliyor ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin refah seviyesini yükseltecek.
Raporda, reformların sadece tarife indirimleriyle sınırlı kalmaması gerektiği, hizmet ticareti, e-ticaret, yatırım kolaylaştırma ve fikri mülkiyet hakları gibi alanlarda da kapsamlı düzenlemelerin şart olduğu belirtiliyor. DTÖ, bu adımların atılması halinde küresel ticaret hacminin de önemli ölçüde artacağını öngörüyor.
İşbirliğinin kopması senaryosu: Ağır ekonomik kayıplar
Örgütün alternatif senaryosu ise endişe verici. Çok taraflı sistemin parçalanması, ülkelerin tek taraflı korumacı önlemlere yönelmesi ve ticaret blokları arasında gerilimin tırmanması durumunda küresel GSYH'nin önemli ölçüde düşeceği hesaplanıyor. DTÖ, bu senaryoda gelişmekte olan ekonomilerin daha ağır darbe alacağını, yoksullukla mücadelede geriye gidiş yaşanabileceğini bildiriyor.
Son yıllarda ABD-Çin ticaret savaşları, Avrupa Birliği'nin çelik ve alüminyum tarifeleri, pandemi sonrası tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler çok taraflı ticaret sistemine yönelik baskıları artırmış durumda. DTÖ Genel Direktörü Ngozi Okonjo-Iweala, çeşitli platformlarda yaptığı açıklamalarda, dünya ticaretinin parçalanma riskiyle karşı karşıya olduğunu ve bunun herkes için maliyetli olacağını yinelemişti.
Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler için ne anlama geliyor?
DTÖ'nün bulguları, Türkiye gibi ihracat odaklı büyüyen ekonomiler için kritik önem taşıyor. Çok taraflı sistemin güçlenmesi, Türkiye'nin Avrupa Birliği, Orta Doğu ve Asya pazarlarına erişimini kolaylaştırabilir; aynı zamanda yeni nesil ticaret anlaşmalarında daha etkin bir konum almasını sağlayabilir. Öte yandan, korumacılığın artması halinde Türk ihracatçısı ek vergi yükleri ve pazar kayıplarıyla karşılaşabilir.
Raporda, gelişmekte olan ülkelerin reform sürecine daha fazla dahil edilmesi gerektiği vurgulanıyor. DTÖ, kapasite geliştirme programları ve teknik yardım yoluyla bu ülkelerin sisteme uyum sağlamasına destek olunması çağrısında bulunuyor.
Reform çağrısı ve sonraki adımlar
DTÖ, üye ülkeleri 2025 ve sonrasında kapsamlı bir reform gündemi etrafında birleşmeye davet ediyor. Örgütün önerileri arasında anlaşmazlık çözüm mekanizmasının yeniden işler hale getirilmesi, tarım sübvansiyonlarının disipline edilmesi ve dijital ticaret kurallarının netleştirilmesi yer alıyor. Ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yeşil ticaret politikalarının uyumlaştırılması da öncelikli başlıklar arasında.
Uzmanlar, DTÖ'nün çağrısının küresel ekonomik yönetişim açısından bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor. Reformların hayata geçirilmesi, sadece büyüme rakamlarını değil, aynı zamanda ülkeler arasındaki ekonomik ve siyasi istikrarı da doğrudan etkileyecek. Ancak, farklı çıkar grupları ve jeopolitik rekabet nedeniyle bu sürecin kolay olmayacağı da açık.
DTÖ'nün raporu, dünya ticaretinin geleceğine dair net bir tercih sunuyor: ya kurallara dayalı, kapsayıcı ve güçlendirilmiş bir çok taraflı sistemle 2050'de daha müreffeh bir dünya, ya da parçalanmış, korumacı ve düşük büyümeli bir ekonomi. Bu tercihin yapılması için gereken siyasi irade ise önümüzdeki yıllarda şekillenecek. Küresel ekonominin gidişatı, büyük ölçüde bu karara bağlı görünüyor.