İzmir'de, Dokuz Eylül Üniversitesi'ne ait Sosyal Güvenlik Merkezi (SGM) binasının gece yarısı boşaltılması, KESK'e bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) İzmir Şubesi'nin sert tepkisine yol açtı. Sendika, İzmir Demokrasi Üniversitesi'ne tahsis edilen binanın, hukuki süreç devam ederken saat 01.00'e kadar alelacele boşaltılmasını 'idari zorbalık' olarak değerlendirdi.
Sendikadan 'Yangından Mal Kaçırır Gibi' Tepkisi
BES İzmir Şubesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, Dokuz Eylül SGM'nin boşaltılma sürecinin hukuki bir dayanaktan yoksun olduğu savunuldu. Açıklamada, "Hukuki süreç devam ederken, dün gece saat 01.00’e kadar binanın alelacele, yangından mal kaçırırcasına boşaltılması kabul edilemez. Bu uygulama açık bir idari zorbalıktır" ifadelerine yer verildi.
Sendika, söz konusu tahsis kararının yargıya taşındığını ve davanın henüz sonuçlanmadığını hatırlatarak, idarenin yargı kararını beklemeden binayı tahliye etmesinin hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını vurguladı. BES, kararın iptali için açılan davanın sürdüğünü, bu nedenle boşaltma işleminin durdurulması gerektiğini belirtti.
İzmir Demokrasi Üniversitesi'ne Tahsis Süreci
Dokuz Eylül SGM binasının İzmir Demokrasi Üniversitesi'ne tahsis edilmesi, geçtiğimiz aylarda gündeme gelmişti. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bünyesindeki merkezin taşınması, hem çalışanlar hem de hizmet alan vatandaşlar açısından mağduriyet yaratacağı gerekçesiyle eleştirilmişti. Sendika, binanın boşaltılmasıyla birlikte yüzlerce sigortalının hizmete erişiminin zorlaşacağını, ayrıca çalışanların iş yerlerinin değişeceğini dile getirdi.
BES İzmir Şubesi, tahliye işleminin gece saatlerinde yapılmasının kamuoyunun tepkisini çekmemek için planlandığını öne sürdü. Açıklamada, "Bu aceleci tutum, kamu hizmetinin sürekliliği ilkesine aykırıdır. Vatandaşın sosyal güvenlik hakkına erişimi engellenemez" denildi.
Hukuki Süreç ve Sendikanın Talepleri
Sendika, tahliye kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali için İzmir İdare Mahkemesi'ne başvurduklarını, ancak mahkemeden henüz bir karar çıkmadan binanın boşaltıldığını bildirdi. BES, bu durumun yargı kararlarının bağlayıcılığına gölge düşürdüğünü ifade etti.
BES İzmir Şubesi, şu talepleri sıraladı:
- Tahliye işleminin derhal durdurulması ve binanın yeniden hizmete açılması,
- Hukuki süreç sonuçlanana kadar statükonun korunması,
- Mağdur edilen çalışanların ve vatandaşların haklarının iadesi,
- İdarenin, yargı kararlarını beklemeksizin attığı adımların sorumlularının hesap vermesi.
Sendika ayrıca, konuyu kamuoyunun gündemine taşıyarak, benzer uygulamaların diğer kamu kurumlarında da yaşanmaması için çağrıda bulundu.
Kamu Hizmeti ve Sosyal Güvenlik Hakkı Tartışması
Dokuz Eylül SGM'nin boşaltılması, sosyal güvenlik hizmetlerine erişimde yaşanabilecek aksamalarla ilgili endişeleri artırdı. İzmir'de binlerce sigortalı, emekli ve hak sahibi, bu merkez üzerinden işlemlerini yürütüyordu. Merkezin taşınması veya kapatılması, özellikle yaşlı ve engelli vatandaşlar için ciddi bir mağduriyet riski taşıyor.
KESK ve bağlı sendikaları, son yıllarda kamu hizmet binalarının aceleci tahliyelerine sık sık tanık olduklarını belirterek, bunun bir sistematik haline geldiğini savunuyor. Sendika temsilcileri, kamu hizmetinin piyasa mantığıyla değil, vatandaşın ihtiyaçları doğrultusunda planlanması gerektiğini vurguluyor.
İzmir Demokrasi Üniversitesi yetkilileri ise konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Üniversitenin, tahsis edilen binada eğitim ve idari birimlerini konumlandırmayı planladığı öğrenildi.
Değerlendirme: Hukuk Devleti ve İdari İşlemler
Dokuz Eylül SGM'nin gece yarısı boşaltılması, idari işlemlerin hukuki denetimden bağımsız hareket edip edemeyeceği sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bir yanda üniversitenin mekân ihtiyacı, diğer yanda sosyal güvenlik hizmetinin kesintisiz sunulması ve çalışanların hakları bulunuyor. İdarenin, yargı sürecini beklemeden attığı adımlar, kamuoyunda 'güçlünün hukuku' algısını güçlendiriyor.
Önümüzdeki günlerde mahkemeden çıkacak karar, hem bu özel dosya hem de benzer uygulamalar için emsal teşkil edebilir. Sendikanın tepkisi, kamu emekçilerinin ve hizmet alan yurttaşların sesini duyurma çabası olarak okunmalı. İzmir'de yaşanan bu olay, kamu hizmetlerinin planlanmasında katılımcılık ve şeffaflık ilkelerinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösteriyor.