Diyanet İşleri Başkanlığı, 25 Eylül 2026 tarihli Cuma hutbesinde sosyal medya kullanımına ilişkin önemli uyarılarda bulundu. "Tebliğ Sorumluluğumuz" başlığıyla okunan hutbede, İslam dinini öğretmek üzere Medine'ye gönderilen Hz. Mus'ab b. Umeyr örneği hatırlatılarak, günümüzde sosyal medya paylaşımlarının da bir tebliğ aracı olduğu, ancak düşünmeden yapılan paylaşımların toplumda telafisi zor yaralar açabileceği belirtildi.
Hz. Mus'ab b. Umeyr'den Günümüze Tebliğ Sorumluluğu
Hutbede, Medinelilerin Allah Resûlü'nden (s.a.s.) İslam dinini kendilerine öğretecek bir kişi istemesi üzerine Hz. Mus'ab b. Umeyr'in bu görev için seçildiği hatırlatıldı. Hz. Mus'ab'ın kısa sürede birçok kişinin İslam'ı kabul etmesine vesile olduğu, bunu yaparken de güzel ahlakı, sabrı ve hoşgörüsüyle örnek olduğu vurgulandı. Diyanet, bu örnekten yola çıkarak her Müslümanın birer tebliğci olduğunu, ancak tebliğin yönteminin ve üslubunun son derece önemli olduğunu ifade etti.
Hutbede, özellikle sosyal medya mecralarında yapılan paylaşımların kontrolsüz bir şekilde yayıldığına dikkat çekildi. İnsanların doğruluğunu araştırmadan, kaynağını sorgulamadan yaptığı paylaşımların yanlış bilgi yayılmasına, insanların rencide edilmesine ve toplumsal huzurun bozulmasına neden olabileceği belirtildi. "Düşünmeden yapılan paylaşım, iyileştirmek yerine yaraya dönüşebilir" denilerek, her paylaşımın bir sorumluluk taşıdığı hatırlatıldı.
Sosyal Medyada Tebliğin İlkeleri
Diyanet İşleri Başkanlığı, sosyal medyada tebliğ yaparken dikkat edilmesi gereken bazı ilkeleri de sıraladı. Buna göre:
- Paylaşılan bilginin doğruluğu mutlaka teyit edilmeli, yanlış bilgi yaymaktan kaçınılmalı.
- İnsanların şahsiyetini zedeleyici, aşağılayıcı veya rencide edici ifadelerden uzak durulmalı.
- İslam'ın güzellikleri anlatılırken yumuşak bir üslup benimsenmeli, zorlayıcı ve kırıcı olunmamalı.
- Her paylaşımın bir iz bıraktığı unutulmamalı, hesap verilebilir davranılmalı.
- Sosyal medya, nefret söylemi ve ayrımcılık için değil, iyiliği yaymak için kullanılmalı.
Hutbede ayrıca, sanal ortamda yapılan bir paylaşımın gerçek hayatta çok büyük sonuçlar doğurabileceği, bu nedenle "klavye başında" bile olsa Müslümanın ahlakından ödün vermemesi gerektiği ifade edildi.
Toplumsal Sorumluluk ve Dijital Ahlak
Günümüzde sosyal medya platformları, milyonlarca insanın her gün içerik ürettiği ve tükettiği alanlar haline geldi. Diyanet'in bu hutbesi, dijital çağda Müslümanların karşılaştığı ahlaki sorumluluklara işaret etmesi bakımından önem taşıyor. Özellikle gençler arasında yaygın olan sosyal medya kullanımı, beraberinde yanlış bilgi, linç kültürü, mahremiyet ihlali gibi sorunları getiriyor. Hutbede, bu sorunlara karşı dini ve ahlaki değerlerin rehberliğinde bir duruş sergilenmesi gerektiği vurgulandı.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın son yıllarda dijital mecralarda yürüttüğü faaliyetler de bu bağlamda değerlendiriliyor. Başkanlık, sosyal medya hesapları üzerinden doğru dini bilgiyi yaymaya çalışırken, aynı zamanda vatandaşları dijital ortamda karşılaşabilecekleri risklere karşı bilinçlendirmeyi hedefliyor. Bu hutbe de söz konusu çabanın bir parçası olarak okundu.
Uzmanlar, sosyal medyada paylaşım yapmadan önce "acaba bu bilgi doğru mu, kaynağı ne, bu paylaşım kime ne fayda sağlar?" gibi soruların sorulması gerektiğini belirtiyor. Aksi halde iyi niyetle yapılan bir paylaşımın bile büyük zararlara yol açabileceği ifade ediliyor. Hutbede de bu noktaya dikkat çekilerek, her Müslümanın birer "tebliğ elçisi" olduğu, ancak bu elçiliğin bilgi, ahlak ve sorumluluk gerektirdiği hatırlatıldı.
Sonuç olarak, 25 Eylül 2026 Cuma hutbesi, sosyal medya çağında Müslümanların iletişim ahlakını yeniden düşünmeleri için bir çağrı niteliğinde. Diyanet'in uyarıları, sadece dini bir vecibe olarak değil, aynı zamanda toplumsal barış ve huzurun korunması açısından da büyük önem taşıyor. Her paylaşımın bir yankı uyandırdığı dijital dünyada, düşünerek ve sorumluluk bilinciyle hareket etmek, belki de en büyük erdemlerden biri haline gelmiş durumda.