Geçtiğimiz günlerde sonsuzluğa uğurladığımız emeğin savunucusu yazarımız Şükran Soner’in ve başta DİSK’in kurucu önderi Kemal Türkler olmak üzere tüm DGM direnişçilerinin anısına... Bu topraklarda demokrasi ve emek mücadelesinin simgesi haline gelen DGM direnişinin üzerinden tam 50 yıl geçti. 1970’li yıllarda başlayan ve 12 Eylül darbesiyle zirveye ulaşan süreçte, on binlerce insan sadece düşünceleri nedeniyle yargılandı, işkence gördü ve yıllarca hapis yattı. O direnişin öncülerinden Şükran Soner’i geçtiğimiz günlerde kaybettik. Soner, yaşamı boyunca emeğin, barışın ve özgürlüğün savunucusu oldu. Onun ardından, DİSK’in kurucu önderi Kemal Türkler ve tüm DGM direnişçilerini saygıyla anıyoruz.
DGM Direnişi Nedir?
DGM, 1970’li yıllarda kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kısaltmasıdır. Askeri darbeler sonrası kurulan bu mahkemeler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, siyasi partiler ve aydınlar üzerinde baskı aracı olarak kullanıldı. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından DGM’ler, binlerce kişiyi “anayasal düzeni bozmak” suçlamasıyla yargıladı. İşkenceler, uzun tutukluluk süreleri ve adil yargılanma hakkının ihlalleri uluslararası raporlara da yansıdı. Ancak tüm baskılara rağmen, sanıklar duruşmalarda savunma yapmayı reddederek “DGM’leri tanımıyoruz” dediler. Bu tavır, tarihe “DGM direnişi” olarak geçti.
Kemal Türkler: Emek Hareketinin Öncüsü
DİSK’in kurucu önderi Kemal Türkler, 1970’li yıllarda Türkiye’de sendikal mücadelenin en önemli isimlerinden biriydi. 1967’de Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) kuruluşuna öncülük etti. Türkler, işçi sınıfının haklarını savunurken defalarca gözaltına alındı, yargılandı. 1980 darbesinin ardından DGM’lerde yargılanan Türkler, 1983’te cezaevinde yaşamını yitirdi. Ölümü bile şüpheli bulundu; ancak mücadelesi bugün hala emek hareketine ilham veriyor. Türkler’in “İşçilerin birleşik mücadelesi, faşizme karşı en büyük kalkandır” sözü, DGM direnişçilerinin ortak manifestosu gibiydi.
Şükran Soner: Emeğin ve Barışın Sesi
Şükran Soner, uzun yıllar gazetemizde yazar olarak görev yaptı. Emek, barış, kadın hakları ve insan hakları konularında kaleme aldığı yazılarla geniş kitlelere ulaştı. Soner, sadece bir yazar değil, aynı zamanda aktif bir mücadele insanıydı. DGM direnişi sürecinde birçok kez gözaltına alındı, yargılandı. Ancak hiçbir zaman düşüncelerinden taviz vermedi. Soner, “Bu topraklarda özgürlük için bedel ödeyenlerin anısını yaşatmak, onların mücadelesini sürdürmektir” demişti. Onun vefatı, Türkiye’de demokrasi mücadelesine gönül vermiş geniş bir çevre tarafından derin üzüntüyle karşılandı.
12 Eylül ve DGM’lerin Karanlık Yüzü
12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye’de on binlerce kişinin gözaltına alınması, yüz binlercesinin işkence görmesi ve yüzlercesinin idam edilmesiyle sonuçlandı. DGM’ler bu dönemde “sıkıyönetim mahkemeleri” olarak işlev gördü. Sanıkların çoğu, avukatlarıyla bile yeterince görüşemedi, savunma hakkı kısıtlandı. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Türkiye’deki DGM uygulamalarını defalarca raporlarına taşıdı. Ancak tüm bu baskılara rağmen, direnişçilerin kararlı duruşu, 1990’lı yıllarda DGM’lerin kaldırılmasına giden süreçte önemli bir rol oynadı.
Direnişin 50. Yılında Ne Değişti?
Aradan geçen 50 yılda Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasi konusunda önemli adımlar atıldıysa da, bugün hala ifade özgürlüğü, sendikal haklar ve adil yargılanma konularında sorunlar yaşanıyor. DGM’ler kaldırıldı, ancak yerini alan bazı mahkemeler ve uygulamalar, benzer eleştirileri beraberinde getirdi. DGM direnişçilerinin mücadelesi, bugünün insan hakları savunucularına ışık tutuyor. Onların anısını yaşatmak, sadece geçmişi onurlandırmak değil, aynı zamanda geleceğe dair bir sorumluluktur.
Sonuç olarak, Şükran Soner ve Kemal Türkler gibi isimler, bu topraklarda demokrasi ve emek mücadelesinin sembolü haline geldi. Onların direnişi, baskıya boyun eğmeyen bir halkın hafızasında sonsuza dek yaşayacak. DGM direnişinin 50. yılında, tüm direnişçileri saygıyla anıyor, mücadelelerinin ışığında daha adil bir Türkiye umuduyla...