Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde 2014 yılında bir dere yatağında bulunan iskeletin, yapılan ileri incelemeler sonucu 12 yıl önce kaybolan Dilek Kalkan'a ait olduğu tespit edildi. Kalkan'ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada gözaltına alınan 7 şüpheliden Cuma Kaplan ve Muhyettin Baranlı tutuklanırken, 5 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Kayıp ihbarı ve iskeletin bulunması
Dilek Kalkan, 2014 yılında Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde kayboldu. Aynı yıl, ilçedeki bir dere yatağında çürümüş halde bir iskelet bulundu. Ancak o dönemde yapılan incelemelerde kimlik tespiti yapılamadı ve dosya faili meçhul olarak rafa kaldırıldı. Yıllar sonra gelişen adli tıp teknolojileri sayesinde iskeletten alınan örnekler yeniden analiz edildi. Yapılan DNA karşılaştırması sonucunda iskeletin Dilek Kalkan'a ait olduğu kesinleşti.
Kalkan'ın ailesinin yıllardır verdiği hukuk mücadelesi ve kayıp ihbarı üzerine soruşturma yeniden açıldı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen çalışmalarda, olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen 7 kişi gözaltına alındı. Şüpheliler arasında Cuma Kaplan ve Muhyettin Baranlı'nın da bulunduğu öğrenildi.
Soruşturma süreci ve tutuklama kararları
Gözaltına alınan şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan şüphelilerden Cuma Kaplan ve Muhyettin Baranlı, "kasten öldürme" suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi. Diğer 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturmanın genişletilerek sürdüğü, olayın azmettiricisi veya diğer faillerin tespiti için çalışmaların devam ettiği belirtildi.
Dilek Kalkan'ın ölümü, bölgede kadına yönelik şiddet ve kayıp vakalarına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. 2014 yılında kaybolan Kalkan'ın dosyasının yıllarca çözülememiş olması, adli tıp ve kolluk kuvvetlerinin o dönemdeki yetersizliklerini gündeme getirdi. Ailesi, yıllardır kızlarının akıbetini öğrenmek için mücadele veriyordu.
Bölgede kadına yönelik şiddet ve kayıp vakaları
Diyarbakır ve çevresinde son yıllarda kadına yönelik şiddet ve kayıp vakaları sıkça gündeme geliyor. Kadın hakları örgütleri, özellikle kırsal bölgelerde kaybolan kadınların dosyalarının yeterince takip edilmediğini savunuyor. Dilek Kalkan davası, bu tür vakaların aydınlatılması için yeni bir umut olarak görülüyor. Uzmanlar, gelişen DNA teknolojileri sayesinde yıllar önce çözülemeyen birçok dosyanın yeniden açılabileceğine dikkat çekiyor.
Öte yandan, tutuklanan şüphelilerin geçmişte başka suçlara karışıp karışmadığı araştırılıyor. Cuma Kaplan ve Muhyettin Baranlı'nın ifadelerinde suçlamaları kabul etmedikleri öğrenildi. Savcılık, dosyayı derinleştirerek olayın meydana geldiği dönemdeki tanıkların yeniden dinlenmesini planlıyor.
Dilek Kalkan'ın ailesi, kararı "geç de olsa adaletin tecellisi için bir adım" olarak değerlendirdi. Avukatları aracılığıyla yapılan açıklamada, "12 yıl boyunca kızımızın başına ne geldiğini bilmeden yaşadık. Şimdi faillerin cezalandırılmasını istiyoruz" denildi.
Bu dava, Türkiye'de kayıp ve cinayet dosyalarının çözümünde adli bilimlerin önemini bir kez daha ortaya koydu. 2014'te bulunan iskeletin kimliğinin yıllar sonra tespit edilmesi, benzer şekilde bekleyen dosyalar için emsal teşkil edebilir. Ancak asıl soru, 12 yıl boyunca delillerin yeterince korunup korunmadığı ve soruşturmanın neden bu kadar geciktiği. Dilek Kalkan'ın ölümüyle ilgili adalet arayışı, tutuklanan iki şüpheliyle sınırlı kalmayıp olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasını gerektiriyor. Kamuoyu, dosyanın takipçisi olacak.