Akıllı telefonlar, sonsuz algoritmalar ve bitmeyen içerik akışı arasında modern insanın dikkat süresi giderek kısalıyor. Güney Koreli filozof Byung-Chul Han'a göre bu durum, ritüellerin ve tekrarların kaybıyla doğrudan bağlantılı. Han, evde geçirdiğimiz zamanın artmasına karşın, kendimizi ait hissettiğimiz bir mekân veya topluluk inşa edemediğimizi vurguluyor. Peki, neden kök salmakta zorlanıyoruz?
Ritüellerin Çöküşü
Byung-Chul Han, 'Ritüellerin Çöküşü' adlı kitabında, geleneksel ritüellerin modern toplumda yerini hız ve tüketime bıraktığını anlatıyor. Eskiden bir masada yemek yemek, bir koltukta dinlenmek veya telefonla konuşmak belirli ritüeller içeriyordu. Şimdi ise bu eylemler, sürekli olarak başka bir uyarana geçmek üzere yapılan kesintili eylemler haline geldi. Örneğin, yemek yerken telefonumuzu kontrol ediyor, televizyon izlerken sosyal medyada gezinip, kısa videolar izliyoruz. Bu parçalı dikkat, derin bir aidiyet duygusu geliştirmemizi engelliyor.
Teknoloji ve Yalnızlık
Akıllı telefonlar, bizi küresel bir ağa bağlarken aynı zamanda fiziksel çevremizden koparıyor. 2023'te yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir kişi günde 150'den fazla kez telefonuna bakıyor. Bu sıklık, insanın kendini bir yere ait hissetmesi için gerekli olan sürekli bağlanma sürecini imkânsız kılıyor. Filozof Han'a göre, modern dünyada "şimdi" ve "burada" olma deneyimi ortadan kalkıyor. Bunun yerine, her an başka bir yerde olma arzusu taşıyoruz. Siyaset alanında da bu durum, partilere, ideolojilere veya topluluklara bağlılığı zayıflatıyor; seçmenler kolaylıkla yön değiştiriyor.
Köksüzlük ve Siyasi Yabancılaşma
Modern insanın köksüzlüğü, siyasi katılım biçimlerini de etkiliyor. Artık insanlar uzun vadeli siyasi projelere bağlanmak yerine, anlık tepkiler veriyor. Sokak protestoları, Twitter kampanyaları veya kısa süreli ilgiler, derin bir aidiyet duygusu yaratamıyor. Bu durum, siyasi istikrarsızlığı besliyor ve popülist söylemlerin hızla yayılmasına zemin hazırlıyor. Byung-Chul Han'ın deyimiyle, "ritüelsiz bir toplum, bağlanma krizinden muzdariptir".
Sonuç olarak, masa, koltuk ve akıllı telefon arasında gidip gelen modern yaşam, bize fiziksel ve zihinsel bir ev sunmakta yetersiz kalıyor. Bu köksüzlük, yalnızca bireysel mutluluğu değil, aynı zamanda sağlıklı bir siyasi kültürü de tehdit ediyor. Han'ın düşünceleri, teknolojiyi eleştirmeden önce, insanın kendini bir yere ait hissetme ihtiyacını hatırlatıyor. Bunun için belki de yavaşlamak, tekrarlar ritüeller keşfetmek ve dikkatimizi yeniden toplamak gerekiyor.