Devlet tarafından işletilen iki şirketin 22 kişilik yönetim kurulu üyelerine 2024 yılında toplam 25 milyon lira huzur hakkı ödendiği ortaya çıktı. Taşeron işçi hizmeti sunan Personel A.Ş. ile turistik tesisleri işleten Turizm A.Ş.'nin yönetimlerine yapılan bu ödemeler, kamu kaynaklarının kullanımı ve yönetici ücretleri tartışmasını yeniden alevlendirdi.
Yönetim Kurullarında Lüks Ödemeler
Personel A.Ş. ve Turizm A.Ş., devletin iştirakleri arasında yer alıyor. Personel A.Ş., kamu kurumlarına taşeron işçi temin ederek istihdam sağlarken; Turizm A.Ş. ise ülkenin önemli turistik bölgelerindeki otel ve tesisleri işletiyor. Her iki şirketin yönetim kurullarında toplam 22 üye bulunuyor. Bu üyelere 2024 yılı boyunca aylık toplantılar ve ek görevler karşılığında huzur hakkı adı altında ödemeler yapıldı. Toplamda 25 milyon lira tutarındaki bu ödemeler, şirketlerin faaliyet raporlarına ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre gerçekleşti.
Huzur hakkı, yönetim kurulu üyelerine toplantılara katılımları ve aldıkları kararlar için ödenen bir tür ücret olarak biliniyor. Ancak bu tutarın büyüklüğü, kamu şirketlerinde yöneticilere sağlanan maddi imkanların boyutunu gözler önüne seriyor. 22 kişiye dağıtılan 25 milyon lira, kişi başına ortalama 1 milyon 136 bin lira gibi yüksek bir meblağa işaret ediyor. Bu rakam, birçok kamu çalışanının yıllık kazancının çok üzerinde.
Kamu Kaynaklarının Kullanımı ve Şeffaflık
Kamu şirketlerinin yönetim kurullarına yapılan huzur hakkı ödemeleri, yasal çerçevede belirleniyor. Ancak son yıllarda bu ödemelerin miktarı ve kapsamı sık sık eleştiriliyor. Özellikle taşeron işçi hizmeti veren Personel A.Ş.'nin yönetimine yapılan ödemeler, şirketin asli görevi olan istihdam hizmetleriyle tezat oluşturuyor. Turizm A.Ş. ise pandemi sonrası turizm gelirlerindeki dalgalanmalara rağmen yönetim giderlerinde artışa gitmiş görünüyor.
Uzmanlar, bu tür ödemelerin kamu mali disiplini açısından sorgulanması gerektiğini belirtiyor. Devletin iştirakleri aracılığıyla yürüttüğü ticari faaliyetlerde yönetim kurulu üyelerine sağlanan imkanlar, zaman zaman siyasi tartışmalara da konu oluyor. Huzur hakkı ödemeleri, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde denetlenmeli.
Öte yandan, bu şirketlerin faaliyet raporları incelendiğinde, yönetim kurulu üyelerinin aynı zamanda başka kamu görevlerinde bulunduğu veya siyasi bağlantıları olduğu görülüyor. Bu durum, ödemelerin liyakatten çok sadakate dayalı bir sistemin parçası olup olmadığı sorusunu akıllara getiriyor.
Vatandaşın Vergileri Nereye Gidiyor?
Devlet şirketlerinin bütçeleri büyük ölçüde vergi gelirleri ve kamu kaynaklarından besleniyor. Dolayısıyla bu şirketlerde yapılan her harcama, doğrudan vatandaşın parası anlamına geliyor. 25 milyon liralık huzur hakkı ödemesi, bir yandan eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerde yaşanan kaynak sıkıntısıyla karşılaştırıldığında dengesizlik yaratıyor. Diğer yandan, kamu şirketlerinin kârlılık performansı da tartışmalı. Personel A.Ş., taşeron işçilere ödenen düşük ücretlerle gündeme gelirken; yönetimine yapılan yüklü ödemeler, gelir dağılımı adaletsizliğini derinleştiriyor.
Turizm A.Ş.'nin işlettiği tesisler ise zaman zaman yüksek fiyat politikalarıyla eleştiriliyor. Buna rağmen şirketin yönetim giderlerinin artması, verimlilik ve kârlılık hedefleriyle çelişiyor. Kamu kaynaklarının etkin kullanımı için bu tür şirketlerin bağımsız denetimden geçirilmesi ve yönetici ücretlerinin şeffaf kriterlere bağlanması öneriliyor.
Sonuç olarak, devletin işlettiği şirketlerde 22 kişilik yönetime ödenen 25 milyon lira, kamu yönetiminde hesap verebilirlik ve kaynak kullanımı konusunda önemli bir tartışma başlatmış durumda. Vatandaşlar, vergilerinin nasıl harcandığını bilme hakkına sahip. Bu tür ödemelerin detaylı bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması, demokratik denetim açısından elzem.