Gaziantep 4. İdare Mahkemesi, 6 Şubat 2023'te meydana gelen depremlerde Furkan Apartmanı'nın enkazında anne, baba ve iki kardeşini kaybeden bir yurttaşın açtığı davada önemli bir karara imza attı. Mahkeme, Nizip Belediyesi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın (AFAD) toplam 440 bin lira manevi tazminat ödemesine hükmetti. Karar, deprem sonrası kamu kurumlarının sorumluluğu açısından emsal niteliği taşıyor.
Dava Süreci ve Kararın Ayrıntıları
Davacı, depremde yıkılan Furkan Apartmanı'nda ailesini kaybetmiş, yaşamını yitiren yakınları için manevi tazminat talebiyle idari dava açmıştı. Gaziantep 4. İdare Mahkemesi, yapılan yargılama sonucunda; binaların yapım ve denetim süreçlerindeki eksiklikler, belediyelerin imar ve ruhsat uygulamalarındaki ihmaller ve AFAD'ın arama-kurtarma çalışmalarındaki gecikmeleri gerekçe göstererek tazminat talebini kısmen kabul etti. Mahkeme, kamu kurumlarının kusurlarının bulunduğuna hükmederek toplam 440 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
Kararda, depremde can kaybının önlenmesi için alınması gereken önlemlerin zamanında alınmadığı, denetim mekanizmalarının etkin işlemediği ve hızlı müdahale için gerekli koordinasyonun sağlanamadığı vurgulandı. Ayrıca, belediyelerin yapı ruhsatı verirken deprem yönetmeliklerine uygunluğu denetleme yükümlülüğünü yerine getirmediği, bakanlığın ise yapı denetim sistemindeki eksikliklerden sorumlu olduğu belirtildi.
Bu karar, depremde yakınlarını kaybeden bireylerin kamu kurumlarına karşı açtığı tazminat davalarında emsal teşkil edebilecek nitelikte. Davacı tarafın avukatı, kararın adaletin yerini bulması açısından önemli olduğunu ve müvekkilinin acısının bir nebze olsun hafifletilmesine katkı sağlayacağını söyledi. Kararın, benzer mağduriyet yaşayan depremzedeler için de umut verici olduğunu ifade etti.
Deprem Sonrası Sorumluluklar ve Bağlam
6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye'de büyük bir yıkıma yol açmış, on binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Deprem, yapı stokunun ne kadar güvenli olduğunu ve denetim mekanizmalarının ne kadar etkin çalıştığını bir kez daha gözler önüne serdi. Depremin ardından kamuoyunda, ihmali bulunan müteahhitler kadar, denetim görevini yerine getirmeyen kamu görevlilerinin de sorumluluğu tartışılmaya başlandı. Bu bağlamda, idare mahkemelerinde açılan tazminat davaları, depremin yol açtığı acıların hukuki boyutta da hesap verilebilirlikle telafi edilmesi açısından büyük önem taşıyor.
Uzmanlar, bu tür davaların, kamu kurumlarının deprem risklerine karşı daha duyarlı olmasını sağlayabileceğini ve gelecekteki olası depremlerde can kayıplarının azaltılmasına katkıda bulunabileceğini belirtiyor. Ancak, manevi tazminat miktarlarının sembolik kaldığını, asıl önemli olanın, depremlerde yaşanan ihmallerin bir daha tekrarlanmaması için gerekli yapısal reformların hayata geçirilmesi olduğunu ifade ediyorlar. Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesi, sadece hukuki süreçlerle değil, aynı zamanda kentsel dönüşüm ve yapı denetim sistemlerinin güçlendirilmesiyle mümkün olacaktır.
Mahkemenin bu kararı, deprem mağdurlarının adalet arayışında önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak, kararın temyiz süreci ve benzer davaların sonuçları, hukukun deprem gerçeği karşısındaki rolünü belirleyecek. Depremin yıkıcı etkileri karşısında, sorumluların hesap vermesi ve mağdurların tazmin edilmesi, toplumsal vicdanın da bir gereği olarak öne çıkıyor.