Türkiye, 17 Ağustos 1999 Gölcük ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde büyük acılar yaşadı. Ancak bu felaketlerin ardından yürütülen hukuki süreçler, kamuoyunda adalet duygusunu zedeleyen sonuçlar doğurdu. Hukukçu Av. H. Cihat Açıkalın, her iki depremde de sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin adalet önünde gerektiği gibi hesap vermediğini belirtti. Açıkalın, Marmara depremi sonrasında ceza alan kamu görevlisi sayısının neredeyse sıfır olduğunu vurgulayarak, yasal düzenlemeler ve uzun yargılamaların adaletin tecellisini engellediğini ifade etti.
Marmara Depremi'nde Cezasızlık Tablosu
17 Ağustos 1999 Depremi'nde resmi rakamlara göre 17.480 kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi yaralandı. Depremin ardından açılan davalarda, yapı denetimindeki eksiklikler ve kamu görevlilerinin ihmalleri gündeme geldi. Ancak Açıkalın'ın açıklamalarına göre, Marmara depremiyle ilgili olarak ceza alan kamu görevlisi sayısı sıfır. Bu durum, halkın adalet sistemine olan güvenini derinden sarstı. Av. Açıkalın, "Marmara depreminde cezasını çeken kamu görevlisi sayısı sıfır. Yaşanan onca acıya rağmen hiçbir kamu görevlisi ceza almadı. Bu, adaletin ne kadar geç işlediğinin ya da hiç işlemediğinin bir göstergesi" dedi.
6 Şubat Depremleri ve Yargı Süreci
6 Şubat 2023'te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremlerde ise 53 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Depremin ardından başlatılan soruşturmalar kapsamında, aralarında müteahhitler ve kamu görevlilerinin de bulunduğu birçok kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. Ancak Açıkalın, bu süreçte de benzer sorunların yaşandığını belirtti. Uzun yargılamalar, dosyaların akıbetinin belirsizliği ve zaman aşımı riski, adaletin sağlanmasını güçleştiriyor. Açıkalın'a göre, 6 Şubat davalarında da kamu görevlilerinin yargılanması için yeterli çaba gösterilmiyor ve sorumluluğu bulunan üst düzey bürokratlar dosyaların dışında tutuluyor.
Yasal Düzenlemelerin Etkisi
Hukukçu Açıkalın, deprem sonrası yapılan yasal düzenlemelerin de adaletten kaçışı kolaylaştırdığını savunuyor. Özellikle imar afları ve yapı denetimindeki gevşeklikler, depremlerde yıkılan binaların sorumlularının cezai takipten kaçmasına neden oldu. Açıkalın, "Her deprem sonrası çıkarılan imar afları, aslında bir sonraki depremin davetiyesi niteliğinde. Bu aflar, sorumluların ceza almasını engellediği gibi gelecekteki riskleri de artırıyor" ifadelerini kullandı.
Adaletin Geç Tesisi ve Toplumsal Güven
Deprem davalarındaki gecikmeler, toplumun adalet sistemine olan güvenini daha da azaltıyor. Açıkalın, "Depremde yakınlarını kaybeden aileler, yıllardır adalet bekliyor. Her duruşma onlar için yeniden bir travma anlamına geliyor. Bu süreçte adaletin hızlı ve etkili bir şekilde işlemesi hayati önem taşıyor" dedi. Ayrıca, depremlerin ardından devletin açıkladığı yardım ve tazminatların da yetersiz kaldığını, asıl sorumluların cezalandırılmamasının toplumsal hafızada derin yaralar açtığını sözlerine ekledi.
Yargı Bağımsızlığı ve Hukukun Üstünlüğü
Uzmanlar, deprem davalarındaki aksaklıkların sadece yargı süreçlerinden değil, aynı zamanda yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin tam olarak uygulanmamasından kaynaklandığını belirtiyor. Siyasi baskılar, atamalar ve görevlendirmelerle yargının etkilenmesi, davaların sonuçlanmasını geciktiriyor. Açıkalın, "Hukuk devleti, herkesin kanun önünde eşit olduğu anlamına gelir. Ancak deprem davalarında bu eşitlik sağlanmış değil. Kamu görevlileri için ayrıcalıklar devam ediyor" diye konuştu.
Sonuç: Deprem Gerçeği ve Sorumluluk
Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesi ve bu yüzleşmenin hukuki boyutunu tamamlaması gerekiyor. 17 Ağustos'tan 6 Şubat'a geçen sürede ders alınmadığı görülüyor. Depremlerde hayatını kaybedenlerin aileleri ve kamuoyu, sorumluların cezalandırılmasını bekliyor. Aksi halde, her yeni depremde benzer ihmallerin ve acıların yaşanması kaçınılmaz. Adalet, sadece ceza vermek değil, toplumun bu tür felaketlerde güven duyacağı bir sistemin kurulmasıdır. Bu nedenle, deprem davalarının takipçi olmak ve hukukun üstünlüğünü savunmak herkesin ortak sorumluluğudur.