Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un şüpheli ölümüne ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada çarpıcı bir çelişki ortaya çıktı. Denizolgun'un ölümü öncesinde olay yerine müdahale eden doktor Nurettin Demirkol'un, daha önce "İhbarı kim yaptı bilmiyorum" şeklindeki ifadesinin aksine 155'i bizzat kendisinin aradığı belirlendi. Bu gelişme, dosyadaki şüpheleri daha da derinleştirdi.
İfade Tutarsızlığı Soruşturmanın Seyrini Değiştirdi
Edinilen bilgilere göre, Denizolgun'un 23 Ocak 2024 tarihinde Bakırköy'deki evinde hareketsiz halde bulunmasının ardından sağlık ekipleri ve polis olay yerine sevk edildi. İlk ifadesinde olayla ilgili olarak kendisine ulaşan ihbarın kaynağını bilmediğini öne süren Dr. Nurettin Demirkol'un, telefon kayıtları incelendiğinde 155 Acil Çağrı Merkezi'ni aradığı tespit edildi. Bu durum, doktorun ifadesiyle telefon kayıtları arasında ciddi bir uyuşmazlık olduğunu gözler önüne serdi.
Soruşturma kapsamında, olay günü Denizolgun'un evine giden sağlık ekibinin tutanakları ve çağrı merkezi kayıtları detaylı şekilde incelendi. Çağrı merkezi kayıtlarında, Dr. Demirkol'un bizzat arayarak "Acil durum var, adres şu" şeklinde ihbarda bulunduğu tespit edildi. Bu çelişki, doktorun neden farklı bir ifade verdiği sorusunu akıllara getirdi.
Soruşturmanın Arka Planı ve Diğer Bulgular
Arif Ahmet Denizolgun, 1955 yılında İstanbul'da doğmuş, 1996-1997 yılları arasında Ulaştırma Bakanı olarak görev yapmıştı. Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nde siyaset yapan Denizolgun, son yıllarda iş hayatına devam ediyordu. Ölümü, siyasi çevrelerde ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
İlk incelemelerde Denizolgun'un ölümünün şüpheli olduğu değerlendirilirken, kesin ölüm sebebinin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu'ndan rapor bekleniyor. Soruşturma kapsamında, Denizolgun'un son günlerdeki iletişim trafiği, evde bulunan maddeler ve tanık beyanları titizlikle inceleniyor. Dr. Demirkol'un ifadesindeki çelişki, soruşturmanın kilit noktalarından biri haline geldi.
Doktorun avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada, "Müvekkilim olay anında panik halinde olabilir, ifadesinde yanlışlık yapmış olabilir. Ancak 155'i aradığı doğrudur" denildi. Bu açıklama, doktorun ihbarı kendisinin yaptığını kabul ettiği şeklinde yorumlandı.
Kamuoyu ve Siyasi Yansımalar
Denizolgun'un ölümü, siyasi kariyeri boyunca tartışmalı konuların içinde yer alması nedeniyle kamuoyunda geniş yankı buldu. Özellikle 28 Şubat sürecinde yaşananlar ve sonrasındaki siyasi gelişmeler, Denizolgun'un ismini gündemde tutmuştu. Şimdi ise şüpheli ölümü ve soruşturmadaki çelişkiler, olayı daha da karmaşık hale getiriyor.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın genişletilerek sürdürüleceğini, tüm delillerin titizlikle değerlendirileceğini açıkladı. Savcılık, Dr. Demirkol'un ifadesindeki çelişkinin yanı sıra, olay yerinde bulunan diğer delilleri de mercek altına almış durumda. Güvenlik kameraları, telefon kayıtları ve tanık beyanları, soruşturmanın seyrini belirleyecek.
Denizolgun ailesinin avukatı, "Adaletin tecellisi için tüm gerçeklerin ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Şüpheli ölümlerde her türlü ihtimal göz önünde bulundurulmalı" ifadelerini kullandı.
Bağımsız Değerlendirme
Denizolgun'un ölümüne ilişkin soruşturmadaki çelişkiler, Türkiye'de şüpheli ölümlerin aydınlatılması sürecinde karşılaşılan zorlukları bir kez daha gözler önüne seriyor. Bir doktorun ihbarı kendisinin yaptığını gizlemesi, akıllara "Neden?" sorusunu getiriyor. Bu tür davalarda, ilk ifadelerin tutarlılığı ve delillerin doğru toplanması hayati önem taşıyor. Kamuoyu, soruşturmanın tarafsız ve şeffaf bir şekilde yürütülmesini bekliyor. Ölüm sebebinin netleşmesi ve varsa sorumluların ortaya çıkarılması, hem aile hem de toplum vicdanı için elzem. Ancak unutulmamalıdır ki, soruşturma süreci devam ederken kesin yargılara varmak doğru olmaz; adaletin işleyişine güvenmek ve beklemek en sağlıklısı.