Arif Ahmet Denizolgun’un şüpheli ölümüne ilişkin iki kritik iddianame tamamlandı. 16 Temmuz’da kendilerine sorulduğunda “otopsi videosu yok” cevabı veren adli tıp görevlilerinin, 18 Ağustos’ta fethi kabir kararı alınmasının ardından video ortaya çıkardığı öne sürüldü. Savcılık, “Video mevcutken ‘yok’ denildi” diyerek 3 adli tıp görevlisi hakkında resmi belgede sahtecilik suçlamasıyla dava açtı. Süleymancı cemaate yakınlığıyla bilinen doktorun foyası da bu süreçte ortaya çıktı.
İki iddianame ve otopsi videosu gizemi
İlk iddianame, Denizolgun’un ölümüne ilişkin şüpheli durumları ve otopsi sürecindeki usulsüzlükleri kapsıyor. İkinci iddianame ise doğrudan adli tıp görevlilerinin eylemlerine odaklanıyor. Savcılık, 16 Temmuz’da yapılan yazışmalarda otopsi videosunun bulunmadığının bildirildiğini, ancak 18 Ağustos’ta fethi kabir kararı alınması üzerine videonun ortaya çıkarıldığını belgeledi. Bu durum, delil gizleme veya karartma şüphesini güçlendirdi.
İddianamede, 3 adli tıp görevlisinin resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği öne sürülüyor. Görevlilerin, otopsi videosunun varlığını bilerek “yok” şeklinde rapor tuttukları ve bu raporların resmi belge niteliği taşıdığı vurgulanıyor. Savcılık, videonun fethi kabir kararı öncesinde de var olduğunu, dolayısıyla beyanların gerçeği yansıtmadığını tespit etti.
Süleymancı doktorun foyası
Dosyanın diğer önemli ayağını, Denizolgun’un ölümünden sorumlu tutulan ve Süleymancı cemaate yakınlığıyla bilinen doktor oluşturuyor. İddianameye göre doktor, ölüm sonrası süreçte usulsüz müdahalelerde bulundu ve otopsi sürecini etkilemeye çalıştı. Doktorun, adli tıp görevlileriyle irtibat kurarak videonun gizlenmesini istediği yönünde bulgular dosyaya girdi. Bu iddialar, cemaat bağlantılı yapıların adli süreçlere müdahalesi tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Denizolgun’un ölümü, ilk günden itibaren şüpheli bulunmuştu. Ölüm nedeni ve zamanlamasındaki tutarsızlıklar, aileyi ve kamuoyunu harekete geçirmişti. Fethi kabir kararı, mezardan çıkarılan örneklerle yeni bir otopsi yapılmasını sağladı. Bu süreçte ortaya çıkan video, ölüm öncesi ve sonrasına dair kritik görüntüler içeriyor. Video üzerinde yapılan incelemeler, ölüm nedenine ilişkin farklı senaryoları gündeme getirdi.
Adli tıp görevlilerine yönelik suçlamalar
İddianamede, 3 adli tıp görevlisinin resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği belirtiliyor. Savcılık, görevlilerin otopsi videosunun varlığını bildikleri halde “yok” şeklinde rapor düzenlediklerini, bu raporların mahkemeye delil olarak sunulduğunu ve adaletin yanıltıldığını kaydetti. Suçun niteliği gereği görevlilerin meslekten ihracına kadar gidebilecek yaptırımlar gündemde.
Adli tıp uzmanları, otopsi videolarının delil zincirinin önemli bir parçası olduğunu, bu tür görüntülerin kaybolması veya gizlenmesinin ciddi bir suç teşkil ettiğini vurguluyor. Uzmanlara göre, video kaydının 16 Temmuz’da “yok” denilerek saklanması, dosyanın seyrini değiştirecek nitelikte. Savcılık, videonun fethi kabir kararı sonrası ortaya çıkmasını, “delil karartma girişimi” olarak değerlendiriyor.
Davanın seyri ve kamuoyu etkisi
İki iddianamenin kabulü halinde, adli tıp görevlileri ve doktor hakkında ağır ceza davası açılacak. Denizolgun ailesinin avukatları, sürecin takipçisi olacaklarını ve gerçeğin ortaya çıkması için mücadele edeceklerini açıkladı. Kamuoyu, özellikle cemaat bağlantılı doktorun rolüne odaklanmış durumda. Sosyal medyada “Denizolgun” ve “otopsi videosu” etiketleriyle yapılan paylaşımlar, olayın magazin gündemini aşan bir boyuta taşındığını gösteriyor.
Ölümün ardındaki sır perdesinin aralanması için atılan bu adımlar, Türkiye’de adli tıp ve yargı bağımsızlığı tartışmalarını da beraberinde getirdi. Gözler şimdi mahkemede olacak.