Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım'da Antalya'da düzenlenecek. Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek zirvede görev alacak 5 bin gönüllü için başvuru süreci sona erdi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, 104 ülkeden 10 binden fazla kişi gönüllü olmak için başvurdu. Bu sayı, COP serisinde gönüllü başvuruları için bir rekor olarak kayıtlara geçti.
Gönüllü seçim süreci nasıl işleyecek?
Başvurular arasından yapılacak titiz değerlendirmeler sonucu 5 bin gönüllü belirlenecek. Seçimlerde, iklim değişikliği konusunda bilgi, yabancı dil yeterliliği ve iletişim becerileri gibi kriterler ön planda tutulacak. Gönüllüler, konferans boyunca katılımcıların yönlendirilmesi, kayıt işlemleri, oturumların düzenlenmesi ve çeviri hizmetleri gibi alanlarda görev alacak. Ayrıca, sağlık ve güvenlik ekiplerine destek olacak gönüllüler de bulunacak.
COP31'de ele alınacak konular
COP31, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel iş birliğinin güçlendirilmesi açısından kritik bir öneme sahip. Zirvede, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşma yolunda atılacak adımlar, yeşil dönüşüm, karbon piyasaları ve iklim finansmanı gibi başlıklar ele alınacak. Türkiye, ev sahibi olarak iklim değişikliğiyle mücadelede kararlılığını vurgulamayı hedefliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da zirvede önemli mesajlar vermesi bekleniyor.
Gönüllü sayısındaki rekor başvuru, küresel iklim krizine yönelik farkındalığın arttığını gösteriyor. Gençler başta olmak üzere birçok farklı ülkeden gelen başvurular, iklim hareketinin uluslararası boyutunu ortaya koyuyor. Konferansın düzenleneceği Antalya, uluslararası toplantılar için uygun altyapısı ve iklimiyle tercih ediliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, ev sahipliğinde yapılacak zirve için şimdiden hazırlıklara başladı.
Bağımsız değerlendirmelere göre, COP31, küresel iklim politikalarında bir dönüm noktası olabilir. Gönüllü başvurularındaki büyük ilgi, toplumların iklim değişikliğine karşı duyarlılığını ve harekete geçme isteğini yansıtıyor. Ancak, bu heyecanın somut politika çıktılarına dönüşüp dönüşmeyeceği, konferans sonunda netleşecek. Türkiye, bu süreçte arabulucu ve kolaylaştırıcı bir rol üstlenerek, gelişmekte olan ülkelerin sesini duyurmasına da katkı sağlayabilir.