CHP’de son dönemde yaşanan ‘siyasi hicret’ kavramı, toplumun derin bir yanılgı içinde olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Özgün İslam anlayışı ile siyasal İslam’ın çarpıtılmış yorumu arasındaki uçurum, çeyrek yüzyıldır süren bir yanılmışlıkla birleşince, halkımız adeta bir ‘Bekri Mustafa’nın Sultan Ahmet Camisi’ne imam olması’ ile ‘balığın kavağa çıkması’ gibi sembolik olaylarla yüzleşmek zorunda kaldı. Bu durum, sadece siyasi partilerin değil, bireysel olarak toplumun da muhasebe yapmasını gerektiriyor.
Siyasi Hicretin Anlamı ve Toplumsal Yansımaları
‘Hicret’ terimi, İslam tarihinde önemli bir dönüm noktasını ifade ederken, günümüzde siyasi bağlamda kullanıldığında farklı bir anlam kazanıyor. CHP içinde yaşanan bu tabir, parti üyelerinin ve seçmenlerin, ideolojik olarak kendilerini yeniden konumlandırmaları anlamına geliyor. Uzun yıllar boyunca, laiklik ilkesine sıkı sıkıya bağlı olan CHP tabanı, siyasal İslam’ın yükselişi karşısında bocalamış, hatta bazı kesimler tarafından ‘yanlış yola sapmakla’ eleştirilmiştir. Bu eleştiriler, özellikle son yıllarda yapılan seçimlerde oy kayıpları olarak kendini göstermiştir.
Toplumun, ‘Özgün İslam’ ile ‘siyasal İslam’ arasındaki farkı geç fark etmesi, ciddi sorunlara yol açtı. Özellikle ekonomik kriz, adalet arayışı ve toplumsal eşitsizlikler gibi konularda duyarsız kalan siyasi söylemler, halkın dini değerlerinin istismar edilmesiyle sonuçlandı. Bu istismar, sadece dini duyguların sömürülmesi değil, aynı zamanda toplumun geleceğiyle oynanması anlamına geliyor. Örneğin, ‘Bekri Mustafa’nın Sultan Ahmet Camisi’ne imam olması’ benzetmesi, liyakat ve ehliyetin hiçe sayıldığı, dini makamların siyasi rant aracı haline getirildiği bir tabloyu simgeliyor.
Bekri Mustafa Metaforu ve Kamuoyundaki Algı
Bekri Mustafa, Osmanlı döneminde yaşamış, neşesi ve keyfine düşkünlüğüyle bilinen bir halk kahramanıdır. Ancak bu benzetmede, ciddiyet ve dini sorumluluk gerektiren bir makam olan imamlık, liyakatsiz bir kişinin sembolüyle özdeşleştirilmiştir. Bu metafor, toplumda geniş yankı uyandırmış, siyasi atamalardaki liyakat sorununu bir kez daha gündeme getirmiştir. Balığın kavağa çıkması ise, imkânsız görünen şeylerin, günümüzde mümkün kılındığı algısını güçlendiriyor. Bu durum, toplumun içine düştüğü güven bunalımını ve siyasi iklimin ne kadar zedelendiğini ortaya koyuyor.
CHP’deki siyasi hicret, aslında toplumun genelinde yaşanan bir arayışın yansıması. Vatandaşlar, yıllardır maruz kaldıkları bu yanıltıcı söylemlerden kurtulmak için yeni bir yol haritası arıyor. Bu bağlamda, muhalefet partilerine önemli görevler düşüyor. Ancak sadece muhalefetin değil, tüm siyasi aktörlerin, toplumun dini değerlerini istismar etmek yerine, gerçek anlamda çözüm üretmesi gerekiyor. Aksi takdirde, bu yanılgı toplumun daha derin yaralar almasına neden olacak.
Çeyrek Asırlık Yanılgı ve Hesap Vakti
Çeyrek yüzyıllık yanılmışlık, sadece siyasi partilerin değil, bireysel olarak herkesin bir muhasebe yapmasını zorunlu kılıyor. Toplum, dinin siyasete alet edilmesinin bedelini ağır biçimde ödüyor. Ekonomik istikrarsızlık, eğitimdeki çöküş, adalet mekanizmasındaki yozlaşma gibi sorunlar, dini duyguların sömürülmesiyle doğrudan ilişkilendirilebilir. Bu süreçte, CHP gibi laiklik vurgusu yapan partilerin, tabanını yeniden kazanabilmesi için, özgün İslam anlayışını doğru yansıtan bir siyaset dili geliştirmesi gerekiyor. Aksi takdirde, siyasi hicret kalıcı bir ayrılığa dönüşebilir.
Toplumdaki bu yanılgının aşılması, ancak bilim, akıl ve vicdan yolunun yeniden inşa edilmesiyle mümkün. Dinin, siyasetin değil, bireyin Allah ile olan ilişkisinin bir parçası olduğu gerçeği, tüm siyasi partilerce benimsenmelidir. Bu anlayış, her ne kadar bugün için uzak bir hedef gibi görünse de, toplumun geleceği için hayati önem taşımaktadır. Aksi halde, ‘balığın kavağa çıktığı’ bu dönem, tarihe bir kara mizah örneği olarak geçecektir.
Değerlendirme
Bu süreçte, toplumun kendi değerlerini istismar edenlere karşı daha bilinçli olması gerekiyor. CHP’deki siyasi hicret, aslında bir aydınlanma çağrısıdır. İnsanlar, kandırılmışlığın öfkesiyle “dizlerini döverken” bile, önlerindeki gerçekleri görmek zorundalar. Bu hicret, belki de yeni bir başlangıcın habercisidir; ancak bunun gerçekleşmesi, hem halkın hem de siyasetçilerin samimi bir çaba içinde olmasına bağlıdır.