Cevat Özkaya, Türkiye’nin yayıncılık ve düşünce hayatında iz bırakmış bir isim olarak anılıyor. Onunla tanışıklığım 1983 yılına dayanıyor. O dönemde sık sık görüşemesek de, yıllar içinde Ankara, Konya ve İstanbul’daki buluşmalarımızda kitaplar arasında sohbet etme fırsatı bulduk. Özkaya’nın vefatı, sevenleri ve okurları için derin bir üzüntü kaynağı oldu. Bu yazıda, onunla olan anılarımı ve kitaplarla örülü hayatını paylaşmak istiyorum.
İlk Tanışma ve Yıllar Sonraki Karşılaşmalar
Cevat abiyle ilk tanışmamız 1983’e kadar uzanıyor. O zamanlar kendisiyle çok sık görüşme imkânımız olmasa da, zamanla bu tanışıklık dostluğa dönüştü. Ankara’da bulunduğum dönemde ara sıra bir araya geliyorduk. Sonra yolum Konya’ya düştü; orada da zaman zaman görüşmelerimiz oldu. İstanbul’a geldiğimde ise mutlaka Pınar Yayınları’na uğrar, onu orada bulmayı umardım. Çoğu kez onu orada bulur, kitapların arasında sohbet ederdik. Beyaz Saray Kitapçıları da bu buluşmaların başka bir mekânıydı. Kitapların kokusu ve raflar arasında geçen sohbetler, bugün hâlâ hafızamda canlılığını koruyor.
Kitaplarla Örülü Bir Hayat
Cevat Özkaya’nın hayatı adeta kitaplarla örülmüştü. Yayıncılık hayatına Pınar Yayınları’nda başlamış, uzun yıllar burada emek vermişti. Onun için kitaplar sadece bir iş değil, aynı zamanda bir tutkuydu. Sohbetlerimizde sık sık yeni çıkan kitaplardan, edebiyattan ve düşünce dünyasından konuşurduk. Özkaya, engin bilgi birikimi ve sakin üslubuyla dinleyenleri kendine hayran bırakırdı. Kitapların arasında geçen bu sohbetler, onun için adeta bir hayat tarzıydı. Okurlarıyla kurduğu bağ, yayıncılık dünyasındaki saygınlığı, onu unutulmaz kılan özelliklerinden sadece birkaçıydı.
Özkaya’nın vefatı, yayıncılık camiasında büyük bir boşluk yaratacak. Onu tanıyan herkes, kitaplar arasında geçen sohbetlerin tadını unutmayacak. Sevenleri ve okurları, onun anısını yaşatmaya devam edecek.