Türkiye, çelik üretiminde Avrupa'nın zirvesine taşınırken, sektörün finansman yapısındaki kırılganlık üretim kapasitesini tehdit ediyor. Çelik İhracatçıları Birliği Başkanı Uğur Dalbeler, yüksek faiz ortamı ve artan işçilik maliyetlerinin fabrikaların modernizasyonunu engellediğini, birçok tesisin eskimesine rağmen yenilenemediğini belirtti. Sektörün küresel rekabetteki gücünü koruyabilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması ve maliyet baskılarının azaltılması gerektiği vurgulanıyor.
Avrupa'da Liderlik, Finansta Kriz
Dünya Çelik Birliği verilerine göre Türkiye, 2023 yılında toplam ham çelik üretimini 33,7 milyon tona çıkararak Avrupa'nın en büyük üreticisi konumuna yerleşti. Bu başarı, ülkenin ihracat potansiyelini güçlendirdi ve küresel ölçekte önemli bir oyuncu olarak konumunu pekiştirdi. Ancak sektörün önündeki engeller, bu liderliğin sürdürülebilirliği açısından ciddi risk oluşturuyor.
Çelik İhracatçıları Birliği Başkanı Uğur Dalbeler, sektörün karşı karşıya olduğu finansman sorununa dikkat çekerek, “Birçok fabrikamız, krediye erişimdeki zorluklar ve yüksek faiz oranları nedeniyle yenileme yatırımlarını yapamıyor. Bu durum, tesislerimizin teknolojik olarak geride kalmasına ve enerji verimliliğinin düşmesine yol açıyor” dedi. Dalbeler, artan işçilik maliyetlerinin de üretim maliyetlerini yukarı çektiğini, bu durumun ihracat pazarlarındaki fiyat avantajını zayıflattığını ifade etti.
Üretim Maliyetlerindeki Artış Rekabeti Zorlaştırıyor
Özellikle son iki yılda Türkiye'de uygulanan sıkı para politikası, ticari kredi faizlerini tarihi zirvelere taşıdı. Bankaların kredi verme istekliliğindeki düşüş, çelik üreticilerinin işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamasını güçleştiriyor. Üreticiler, ham madde alımından enerji giderlerine kadar neredeyse tüm kalemlerde finansman bulmakta zorlanıyor.
Sektör temsilcilerine göre, mevcut ekonomik koşullar altında çelik üreticilerinin karlılıkları ciddi şekilde düştü. Yüksek faiz yükü, üretim maliyetlerine yansıyarak nihai ürün fiyatlarını artırıyor. Bu da özellikle ihracat pazarlarında Çin, Hindistan ve Rusya gibi üreticilerle rekabet etmeyi güçleştiriyor. Türkiye'nin enerji maliyetlerinin de diğer rakiplere göre daha yüksek olması, sektörün uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkiliyor.
İşçilik Maliyetleri ve Verimlilik Sorunu
Çalışma Bakanlığı verilerine göre asgari ücretteki son artışlarla birlikte, çelik sektöründe işçilik maliyetleri son bir yılda yüzde 30'un üzerinde arttı. Otomasyon ve dijitalleşme yatırımları yapılamadığı için bu maliyet artışı verimlilik artışıyla dengelenemedi. Uğur Dalbeler, “İşgücü maliyetleri yükselirken, verimlilik aynı oranda artmıyor. Firmalarımız bu nedenle emek yoğun üretim modelinden çıkmak, daha az enerji tüketen ve daha verimli yeni teknolojilere geçmek zorunda. Ancak bu geçiş için gerekli yatırım finansmanına ulaşım son derece kısıtlı” şeklinde konuştu.
Uzmanlar, çelik sektörünün Türkiye ekonomisi için stratejik önemine işaret ederek, bu sektörde yaşanacak durgunluğun istihdama ve ihracat gelirlerine doğrudan yansıyacağını belirtiyor. Sektör, yaklaşık 250 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor ve Türkiye'nin toplam ihracatında önemli bir paya sahip. Bu nedenle sektörün finansman sorununun çözümü, makroekonomik istikrarın sağlanmasının yanı sıra sektöre özel destek mekanizmalarını da gerektiriyor.
Çözüm İçin Somut Adımlar Gerekiyor
Çelik İhracatçıları Birliği, hükümetten ve finans kuruluşlarından sektöre yönelik özel kredi paketleri oluşturulmasını, yatırım teşviklerinin artırılmasını ve enerji maliyetlerinde indirime gidilmesini talep ediyor. Dalbeler, “Türk çelik sektörü Avrupa'nın lideri olabilir, ancak bu liderliği korumak için gerekli yatırım ortamının oluşturulması şart. Aksi takdirde önümüzdeki dönemde üretim kapasitemiz ve ihracat performansımız düşebilir” uyarısında bulundu.
Öte yandan, küresel çelik piyasalarındaki dalgalanmalar, yeşil dönüşüm baskıları ve karbon sınır uygulamaları da Türk çelik sektörünün önümüzdeki dönemde yüzleşmesi gereken diğer önemli zorluklar olarak öne çıkıyor. Avrupa Birliği'nin sınırda karbon düzenlemesi (SKDM) gibi uygulamalar, Türk çelik ihracatçılarının karbon ayak izini azaltmalarını zorunlu kılıyor. Bu da yeni yatırım ve finansman ihtiyacını daha da artırıyor.
Türk çelik sektörünün kaderi, büyük ölçüde makroekonomik politikaların yönüne ve sektöre sağlanacak finansal desteğe bağlı. Sıkı para politikasının devam etmesi halinde sektörün orta vadede mevcut kapasitesini koruyabilmesi ve hatta Avrupa liderliğini sürdürebilmesi zorlaşacak. Rekabetçi bir çelik sektörü için yalnızca finansal değil, aynı zamanda yapısal reformlara da ihtiyaç duyuluyor; enerji yoğunluğunun azaltılması, sürdürülebilir üretim modellerine geçiş ve AR-GE yatırımlarının artırılması öncelikli alanlar arasında.