İslam düşüncesi ifadesinin başına eklenen “çağdaş” kelimesi, kavramın kapsamını daraltarak önemli sonuçlara yol açıyor. Bu daralma, düşünceyi temsil eden gruplar ile örgün eğitim kurumları, özellikle yüksek öğretim arasında sahici bir ilişki kurulamamasına neden oluyor. Yaşanan bu kopukluk, İslam dünyasında fikri üretimin zayıflamasına ve çağın sorunlarına cevap üretmekte yetersiz kalmasına zemin hazırlıyor.
Düşünce ve Eğitim Arasındaki Kopukluk
Müslüman toplumlarda düşünce üretimi ile eğitim kurumları arasında tarihsel olarak güçlü bir bağ bulunuyordu. Medreseler, sadece bilgi aktaran kurumlar değil; aynı zamanda toplumsal meselelere dair fikri tartışmaların yürütüldüğü platformlardı. Ancak modernleşme süreciyle birlikte bu ilişki büyük ölçüde zayıfladı. “Çağdaş İslam düşüncesi” nitelemesi, bu kopukluğun daha da derinleşmesine katkı sağlıyor. Zira bu terkibi kullananlar, düşünceyi sadece modern dönemin sorunlarına odaklanan bir çerçeveye hapsediyor. Bu da, geçmiş birikimle süreklilik içinde olan ve geleceğe uzanan kapsayıcı bir düşünce geleneği yerine, sınırlı bir alana işaret eden dar bir kavrayışı öne çıkarıyor.
Düşünceyi Temsil Eden Gruplar ve Yüksek Öğretim
Günümüzde İslam düşüncesiyle ilgilenen entelektüeller, akademisyenler veya dini gruplar arasında ciddi bir iletişimsizlik yaşanıyor. Genellikle düşünce üreten çevreler, ya devletten bağımsız sivil oluşumlar şeklinde faaliyet gösteriyor ya da kendi içine kapanık tarikat-cemaat yapıları olarak ortaya çıkıyor. Öte yandan üniversitelerdeki ilahiyat ve İslami ilimler fakülteleri büyük ölçüde kurumsal yapıya bağlı, resmi müfredatla çalışıyor. Bu iki alan arasındaki kopukluk, düşünce üretiminin derinlikten ve toplumsal karşılıktan yoksun kalmasına yol açıyor. Nitekim araştırma raporları, İslami ilimler fakültelerindeki akademik çalışmaların çoğunlukla tarihsel ve metin odaklı olduğunu, yaşanan çağdaş meselelere yönelik özgün çözüm önerilerinin sınırlı düzeyde kaldığını göstermektedir.
Çağdaş Sorunlar ve Yetersiz Akademik Katkı
Genetik mühendisliği, yapay zeka, biyoetik, çevre krizi, göç, cinsiyet adaleti gibi konular, modern dünyanın öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor. Bu alanlarda İslam düşüncesinin sahih perspektifler sunabilmesi için aktif bir fikri çaba gerekiyor. Fakat “çağdaş İslam düşüncesi” diye anılan kesimlerin çoğu, ya savunmacı bir yaklaşımla Batılı kavramları tercüme etmekle yetiniyor ya da geleneği yüzeysel olarak yorumlayarak popülist bir söyleme sığınıyor. Bu durum, hem yüksek öğretimin teorik birikimini hem de toplumun pratik ihtiyaçlarını tatmin etmekten uzak kalıyor. Örneğin, son yıllarda yapay zekanın İslami ilimlerde kullanımı üzerine uluslararası sempozyumlar düzenlenmesine rağmen, bu toplantılarda alınan kararların çoğu, ilgili akademik birimlere ve uygulayıcılara yeterince aktarılamıyor. Böylece kamuoyu, bu alandaki tartışmaları genellikle sığ bir gündem olarak takip ediyor.
Dar Kalıplar ve Gelecek Perspektifi
Yaşanan kopukluğun aşılabilmesi için öncelikle “çağdaş” kavramının yol açtığı daraltmanın gözden geçirilmesi gerekiyor. İslam düşüncesi sadece belli bir zaman dilimiyle sınırlı olmaksızın, ebedi bir kaynaktan beslenen ve sürekli yenilenen bir gelenek olarak ele alınmalıdır. Bu nedenle akademik kurumların, geleneği dönüştürücü bir bakışla yorumlayacak, disiplinler arası çalışmalara açık kadrolar yetiştirmesi önem arz ediyor. Aynı şekilde düşünce üreten sivil grupların da üniversitelerle, ilgili bakanlıklarla ve uluslararası kuruluşlarla diyalog halinde olması ve bilgilerini paylaşması gerekiyor. Aksi halde İslam dünyasında düşünce üretimi, tarihsel bir nostaljiden öteye geçemez ve günümüz insanının karşılaştığı büyük sorunlara ancak teğet geçebilir.