Kendisinden boşanmak isteyen eşi Fatma Çakmak'a saldırarak yüzünü kesen polis memuru Yasin Çakmak'a verilen 7 yıl 6 ay hapis cezası, sanığın 'İstesem öldürebilirdim' şeklindeki savunması ve iyi hal indirimiyle 4 yıl 2 aya düşürüldü. Olayın ardından yaşanan arbedede eşini bıçakla elinden yaralayan Fatma Çakmak ise 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Karar, kadına yönelik şiddetle mücadele alanında çalışan sivil toplum örgütleri ve hukukçular tarafından tepkiyle karşılandı. Mahkeme kararı, şiddet faillerine yönelik yargı pratiklerindeki tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Olayın Geçmişi ve Yargılama Süreci
Yaklaşık altı ay süren bir evliliğin ardından ayrılık kararı alan çiftin boşanma davası sürerken, 2023 yılının ekim ayında İstanbul'un Pendik ilçesinde yaşanan olayda Yasin Çakmak, boşanma aşamasındaki eşi Fatma Çakmak'ı tartışma sırasında bıçakla yüzünden yaraladı. Saldırı sonrası hastaneye kaldırılan Fatma Çakmak'ın yüzünde kalıcı izler kaldı. Yasin Çakmak hakkında 'kasten yaralama' ve 'tehdit' suçlarından dava açıldı. Mahkeme sürecinde Fatma Çakmak'ın ifadesine başvuruldu; mağdur, eşinin kendisini sürekli tehdit ettiğini, boşanmak istediği için bu saldırıyı gerçekleştirdiğini anlattı. Sanık Yasin Çakmak ise ifadesinde, olayın kendiliğinden gelişen bir tartışma sonucu yaşandığını, eşini yaralamak gibi bir niyetinin olmadığını savundu. Ancak daha sonra verdiği ifadede 'İsteseydim öldürebilirdim' şeklindeki sözleri kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.
Mahkeme, sanığın suçunu sabit bularak 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetti. Ancak, yargılama sürecindeki olumlu tutumu gerekçe gösterilerek uygulanan iyi hal indirimi ve dosyadaki bazı takdiri indirimlerle ceza 4 yıl 2 aya düşürüldü. Ayrıca, Fatma Çakmak'ın olay sırasında kendini savunmak amacıyla eşini elinden yaralaması nedeniyle yargılanması sonucu 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi; bu ceza da ertelendi. Fatma Çakmak'ın ceza alması ise kadın hakları savunucuları tarafından 'mağdurun cezalandırılması' olarak nitelendirildi.
Kadına Yönelik Şiddet ve Yargı Kararları
Bu dava, Türkiye'de kadına yönelik şiddet vakalarında sıklıkla tartışılan iki konuyu bir araya getirdi: faillere verilen cezaların caydırıcılığı ve meşru müdafaa hakkının kapsamı. Uzmanlar, iyi hal indiriminin şiddet faillerine uygulanmasının, suçun ağırlığını hafiflettiği ve mağdur üzerinde yeniden travma yarattığı eleştirisini dile getiriyor. Özellikle 'ben istesem öldürebilirdim' gibi bir ifadenin, sanığın suç işleme potansiyelini ortaya koyduğu ve iyi hal indirimiyle çeliştiği vurgulanıyor.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi'nden avukatlar, kararın emsal teşkil etmemesi gerektiğini belirterek, 'Kadına yönelik şiddette faillere verilen cezaların caydırıcı olması beklenir. Mağdurun kendini savunması cezalandırılamaz. Bu karar, kadınların meşru müdafaa hakkını kullanmaktan çekinmesine yol açar.' şeklinde bir değerlendirme yaptı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ise yaptığı açıklamada, 'Bu karar, şiddeti ödüllendirmektedir. Yargı, faili koruyan bir anlayışı sürdürüyor. Kadınların yaşamı güvende değil' ifadelerini kullandı.
Savunma ve Hukuki Çerçeve
Yasin Çakmak'ın avukatı, müvekkilinin olay anında panik halinde olduğunu ve 'İstesem öldürebilirdim' ifadesinin bir tehdit olmadığını, sadece olayın şiddetini anlatmak için sarf edildiğini savundu. Avukat, iyi hal indiriminin hukuka uygun olduğunu ve cezanın yasal sınırlar içinde belirlendiğini dile getirdi. Ancak, bu savunma toplumda kabul görmedi. Sosyal medyada geniş yankı uyandıran karar, etiketlerle protesto edildi. Kadın örgütleri, adliye önünde basın açıklaması yaparak kararın temyiz edilmesi için çağrıda bulundu.
Sonuç ve Toplumsal Bağlam
Türkiye'de kadına yönelik şiddet, toplumsal bir yara olarak varlığını sürdürürken, yargı kararlarının bu mücadeledeki rolü eleştirilmeye devam ediyor. Bu dava, yalnızca bir bireyin ceza alıp almadığından öte, adalet sisteminin kadınları koruyup korumadığı sorusunu gündeme getirdi. Kadın cinayetlerinin arttığı bir dönemde, faillere verilen düşük cezalar ve iyi hal indirimleri, toplumda güveni zedeliyor. Uzmanlar, mevcut yasal düzenlemelerin uygulanmasında toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin eksik olduğunu belirtiyor. Kararın temyiz aşamasında bozulması umuduyla, kadın hakları savunucuları mücadelelerini sürdürürken, bu tür davaların toplumsal farkındalığın artmasına katkı sağlaması bekleniyor.