Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu marjında gerçekleşen görüşmeler, Türkiye'nin dış politikasında kritik bir dönemeci işaret ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın katılımıyla on iki ülkenin bir araya geldiği toplantı, İran'ın bölgesel yayılmacılığına karşı ortak bir cephe oluşturma çabası olarak öne çıktı. Bu toplantının gündemini daha önce yazmıştım; ancak açıklamaların görünmeyen yüzünde asıl meselenin İran olduğu netleşiyor.
İran'ın Bölgesel Faaliyetleri ve Türkiye'nin İkilemi
Toplantıda ele alınan başlıca konular arasında İran'ın Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'daki vekil güçleri üzerinden yürüttüğü faaliyetler yer aldı. ABD yönetimi, İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılması ve bölgesel istikrarı bozan unsurların bertaraf edilmesi konusunda müttefiklerinden destek istedi. Türkiye ise İran ile karmaşık bir ilişki ağına sahip: Bir yandan enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılarken, diğer yandan İran'ın PKK/PYD gibi terör örgütlerine verdiği destek ve bölgesel emelleri konusunda endişelerini koruyor.
Erdoğan'ın toplantıda İran'ın bölgesel istikrarsızlıktaki rolüne dikkat çektiği ve Türkiye'nin güvenlik kaygılarını dile getirdiği öğrenildi. Ancak Türkiye'nin İran'a yönelik olası bir yaptırım rejimine katılması, ekonomik ve jeopolitik dengeler açısından zorlu bir denge siyasetini gerektiriyor. Zira İran, Türkiye'nin doğal gaz tedarikinde Rusya'dan sonra ikinci sırada yer alıyor ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık 5 milyar doları aşıyor.
Yaptırım Tehdidi ve Türkiye'nin Enerji Güvenliği
ABD'nin İran'a yönelik "maksimum baskı" politikası, Türkiye gibi İran ile ekonomik bağları güçlü olan ülkeleri zor durumda bırakıyor. Toplantıda gündeme gelen bir diğer kritik başlık, İran'ın nükleer programına ilişkin endişeler oldu. Batılı ülkeler, Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmasını "kırmızı çizgi" olarak nitelendirirken, Türkiye'nin bu süreçte arabuluculuk rolü üstlenip üstlenmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Öte yandan, toplantıya katılan on iki ülkenin ortak bir bildiri yayınlamaması, İran konusunda tam bir mutabakat sağlanamadığını gösteriyor. Özellikle Türkiye ve Katar gibi ülkelerin, İran'a yönelik aşırı sert önlemlere mesafeli durduğu biliniyor. Bu durum, ABD'nin bölgesel stratejisinde çatlaklar oluşabileceği yorumlarına yol açtı.
İran Cephesinden Gelen Sinyaller
Toplantının ardından İran'dan gelen açıklamalar ise gerginliği artırdı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Bölgesel güvenliği tehdit eden asıl aktörün ABD'nin kendisi olduğunu" savunarak, Türkiye'ye yönelik herhangi bir yaptırım girişiminin bölgesel istikrarı daha da bozacağı uyarısında bulundu. Tahran yönetimi, ayrıca Türkiye ile olan enerji ve ticaret anlaşmalarının stratejik önemini hatırlatarak, olası bir yaptırım dalgasına karşı ekonomik misilleme sinyali verdi.
Uzmanlar, Türkiye'nin İran ile ABD arasında sıkışmasının uzun vadede Ankara'nın manevra alanını daraltabileceğini belirtiyor. İran'ın özellikle Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki dengeleri etkileyecek hamleleri, Türkiye'nin güvenlik hesaplarını doğrudan ilgilendiriyor. Bununla birlikte, Türkiye'nin son yıllarda İran ile ilişkilerini çeşitlendirme ve bölgesel ortaklıkları güçlendirme çabası, yaptırım baskılarına karşı bir denge unsuru oluşturuyor.
BM Genel Kurulu'ndaki bu toplantı, Türkiye'nin sadece Batı ile değil, aynı zamanda komşularıyla olan ilişkilerini yeniden tanımlaması gereken bir döneme girdiğini gösteriyor. Erdoğan ve Trump arasındaki görüşmelerin satır aralarında İran'ın gölgesi, Türk dış politikasının önümüzdeki aylardaki yönünü belirleyecek en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. İran'ın nükleer programı, bölgesel vekil ağları ve enerji kartı, Ankara'nın atacağı adımlarda ince bir denge gözetmesini zorunlu kılıyor.