Birleşmiş Milletler, dünya genelinde hükümetlerin tüketicileri yüksek enerji fiyatlarından koruma kapasitesinin azalmasıyla birlikte, yakıt sübvansiyonlarının bu yılki maliyetinin 1 trilyon doları aşabileceği uyarısında bulundu. BM yetkilileri, İran kaynaklı gerilimin uzaması halinde enerji piyasalarındaki baskının artacağını ve sübvansiyon yükünün daha da ağırlaşacağını belirtti. Rapora göre, birçok ülke artan fiyatları dengelemek için ayırdığı kaynakları tüketmiş durumda ve yeni destek mekanizmaları için mali alan kalmadı.
Sübvansiyon Yükü Hızla Artıyor
BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından hazırlanan değerlendirmede, 2022'de başlayan enerji fiyat şokunun ardından birçok gelişmekte olan ülkenin akaryakıt, doğalgaz ve elektrik sübvansiyonlarına yöneldiği hatırlatıldı. Ancak bu politikaların bütçeler üzerindeki etkisi her geçen ay büyüyor. Raporda, sübvansiyonların 2023 yılında 900 milyar dolar seviyesine ulaştığı, 2024'te ise 1 trilyon dolar eşiğinin aşılabileceği ifade edildi.
Enerji ekonomistleri, İran'ın bölgesel gerilimlerdeki rolünün petrol arz güvenliğini tehdit ettiğini, bunun da fiyat oynaklığını artırdığını vurguluyor. Tahran yönetiminin nükleer programı ve yaptırımlar konusundaki belirsizlik, küresel piyasalarda risk primini yukarı çekiyor. Bu durum, ham petrol ve doğalgaz fiyatlarının yüksek seyretmesine neden olurken, ithalatçı ülkelerin döviz rezervlerini eritiyor.
Hükümetlerin Manevra Alanı Daralıyor
BM raporuna göre, pandemi sonrası artan kamu borçları ve yükselen faiz oranları, hükümetlerin sübvansiyonları finanse etme kabiliyetini sınırlıyor. Sri Lanka, Pakistan ve Mısır gibi ülkelerin enerji desteğini kademeli olarak kaldırmak zorunda kaldığı, bu adımların toplumsal hoşnutsuzluğu artırdığı belirtiliyor. Avrupa'da ise birçok ülke, enerji krizi sırasında uyguladığı geniş kapsamlı destekleri daraltmaya başladı. Almanya ve Fransa gibi ekonomiler, sübvansiyonları hedefli hale getirerek maliyetleri düşürmeye çalışıyor.
Ancak BM, gelişmekte olan ülkelerin aynı esnekliğe sahip olmadığını vurguluyor. Dünya Bankası verilerine göre, düşük gelirli ülkelerin enerji sübvansiyonlarına ayırdığı pay, sağlık ve eğitim harcamalarını geride bırakmış durumda. Bu da uzun vadeli kalkınma hedeflerini riske atıyor.
İran Savaşı ve Küresel Enerji Güvenliği
İran ile Batı arasındaki gerilimin askeri bir çatışmaya dönüşme ihtimali, enerji piyasalarında en büyük belirsizlik kaynağı olarak öne çıkıyor. Hürmüz Boğazı'ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor. Olası bir kesinti, fiyatları tarihi zirvelere taşıyabilir. BM raporunda, böyle bir senaryoda yakıt sübvansiyonlarının 1,5 trilyon doları aşabileceği uyarısı yer alıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) da benzer bir risk değerlendirmesi yaparak, ülkelerin stratejik petrol rezervlerini gözden geçirmesi gerektiğini belirtti. ABD ve Çin gibi büyük tüketiciler, rezervlerini artırma yoluna giderken, Avrupa Birliği ortak satın alma mekanizmalarını güçlendiriyor.
Uzun Vadeli Çözüm Arayışları
Uzmanlar, sübvansiyonların kısa vadede tüketiciyi rahatlatsa da fosil yakıt bağımlılığını artırdığını ve yenilenebilir enerji yatırımlarını yavaşlattığını belirtiyor. BM, hükümetlere sübvansiyonları kademeli olarak kaldırıp yerine doğrudan nakit transferleri ve yeşil enerji teşvikleri getirmelerini öneriyor. Ancak bu geçişin sosyal huzursuzluk yaratmadan yönetilmesi gerekiyor.
Sonuç olarak, İran kaynaklı jeopolitik riskler ve yüksek enerji fiyatları, küresel ekonomide enflasyonist baskıyı canlı tutuyor. Hükümetlerin mali kapasitesi sınırlıyken, yakıt sübvansiyonlarının 1 trilyon doları aşması, kamu bütçeleri üzerinde ciddi bir yük oluşturacak. Bu tablo, enerji politikalarının yeniden tasarlanmasını kaçınılmaz kılıyor.