Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women), İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da uyguladığı saldırı ve hareket kısıtlamalarının son 20 yılın en yüksek seviyesine çıktığını duyurdu. Rapora göre, bölgede yaşayan kadınlar artan şiddet ve tutuklanma korkusuyla günlük yaşamlarını sürdürmekte zorlanıyor. BM, uluslararası topluma acil çağrıda bulunarak durumun ciddiyetine dikkat çekti.
Kadınlar üzerindeki etkiler
UN Women tarafından yayımlanan raporda, Batı Şeria'daki kadınların %70'inin son bir yıl içinde hareket kısıtlamaları nedeniyle sağlık hizmetlerine erişemediği belirtildi. Ayrıca, kadınların %45'i İsrail güçleri tarafından fiziksel veya sözlü saldırıya maruz kaldığını ifade etti. Rapor, bu durumun kadınların eğitim, iş ve sosyal hayata katılımını da olumsuz etkilediğini vurguluyor.
BM Kadın Birimi İcra Direktörü Sima Bahous, yaptığı açıklamada, "Batı Şeria'daki kadınlar, her gün temel haklarından mahrum bırakılıyor. Bu, sadece bir insan hakları ihlali değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit eden bir krizdir" dedi. Bahous, uluslararası toplumun derhal harekete geçmesi gerektiğini söyledi.
Ekonomik ve toplumsal yansımalar
İşgal altındaki Batı Şeria'da artan kısıtlamalar, bölge ekonomisini de derinden etkiliyor. Dünya Bankası verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da işsizlik oranı %25'e yükseldi ve kadın istihdamı %12'ye kadar düştü. Hareket kısıtlamaları nedeniyle birçok kadın işine gidemiyor, çiftçilikle uğraşanlar ürünlerini pazara taşıyamıyor. Bu durum, ailelerin gelir kaybı yaşamasına ve yoksulluğun artmasına neden oluyor.
Filistin Merkezi İstatistik Bürosu'nun verilerine göre, Batı Şeria'da kadınların iş gücüne katılım oranı son 20 yılda %18'den %12'ye geriledi. Uzmanlar, bunun doğrudan İsrail'in uyguladığı kısıtlamalardan kaynaklandığını belirtiyor. Ayrıca, kontrol noktalarında yaşanan gecikmeler ve keyfi tutuklamalar, kadınların psikolojik sağlığını da bozuyor.
Uluslararası tepkiler ve çağrılar
BM Genel Sekreteri António Guterres, raporla ilgili yaptığı açıklamada, İsrail'in uluslararası hukuka uyması gerektiğini vurgulayarak, "İşgal altındaki topraklarda sivillere yönelik şiddetin hiçbir gerekçesi olamaz" dedi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise, durumun vahametini kabul ederek, İsrail'e kısıtlamaları derhal kaldırma çağrısında bulundu.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, raporu doğrulayarak, İsrail'in uygulamalarının savaş suçu teşkil edebileceğini belirtti. Örgütler, bağımsız bir soruşturma başlatılması için BM Güvenlik Konseyi'ne başvuruda bulundu. Ancak, Konsey'de veto yetkisi olan ülkelerin tutumu nedeniyle somut bir adım atılamadı.
Arka plan ve insani durum
İsrail, 1967'den bu yana Batı Şeria'yı işgal altında tutuyor. Bölgede yaklaşık 3 milyon Filistinli yaşıyor. Son yıllarda artan yerleşim birimleri ve askeri operasyonlar, bölgedeki gerginliği tırmandırdı. 2023'te İsrail güçleri tarafından Batı Şeria'da öldürülen Filistinli sayısı 200'ü aşarken, bunların arasında kadınlar ve çocuklar da bulunuyor.
BM raporuna göre, 2024'ün ilk altı ayında Batı Şeria'da 120'den fazla Filistinli kadın tutuklandı. Tutuklanan kadınların çoğu, aile üyelerine yönelik baskınlarda gözaltına alındı. Gözaltı koşulları ve kötü muamele iddiaları, uluslararası hukuk kuruluşlarının raporlarına yansıdı. Filistinli kadın mahkumların sayısındaki artış, bölgedeki insani krizin boyutunu gözler önüne seriyor.
Uzmanlar, Batı Şeria'daki durumun sadece Filistinlileri değil, bölgedeki tüm toplulukları etkilediğini belirtiyor. Artan şiddet olayları, iki devletli çözüm umutlarını da zayıflatıyor. Uluslararası toplumun etkili adımlar atmaması halinde, insani krizin daha da derinleşeceği ve bölgesel istikrarsızlığın artacağı öngörülüyor.
Sonuç olarak, BM Kadın Birimi'nin raporu, Batı Şeria'daki kadınların maruz kaldığı sistematik baskıyı gözler önüne seriyor. İsrail'in uygulamaları, uluslararası hukuku ihlal etmeye devam ederken, kadınlar ve çocuklar en kırılgan kesimi oluşturuyor. Uluslararası toplumun somut yaptırımlar uygulamaması, bölgedeki acıyı katlıyor. Bu tablo, sadece bir insan hakları sorunu değil, aynı zamanda küresel vicdanın sınavıdır.