Birleşik Krallık'ta sular durulmuyor. İskoçya Başbakanı Nicola Sturgeon, Galler Başbakanı Mark Drakeford ve Kuzey İrlanda Başbakan Yardımcısı Michelle O'Neill, üç ülkenin kendi kaderini tayin hakkını vurgulayan ortak bir mutabakat zaptı imzaladı. Anlaşma, Londra'daki Westminster hükümetine karşı ortak bir cephe oluşturma amacı taşıyor. İmza töreni, İskoçya'nın başkenti Edinburgh'da gerçekleşti ve basına kapalıydı.
"Ulusların Kendi Geleceğini Belirleme Hakkı Vardır"
İmzalanan metinde, "Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, demokratik bir toplumun temel taşıdır. Birleşik Krallık'ın geleceği, ancak tüm bileşenlerinin eşit ve gönüllü katılımıyla şekillenebilir" ifadeleri yer aldı. Liderler, Westminster'ın son yıllarda izlediği merkeziyetçi politikaların, ülkenin dört bir yanındaki halkları yok saydığını savundu. Özellikle Brexit sürecinde İskoçya ve Kuzey İrlanda'nın AB yanlısı tutumlarının göz ardı edilmesi, ayrılıkçı söylemleri güçlendirdi.
Nicola Sturgeon, tören sonrası yaptığı açıklamada, "İskoç halkı, kendi geleceğini belirleme hakkına sahiptir. Westminster, 2014'teki bağımsızlık referandumunun ardından verdiği sözleri tutmadı. Şimdi yeni bir sayfa açmanın zamanı geldi" dedi. Sturgeon, 2023 yılında yapılması planlanan bağımsızlık referandumu için Londra'dan onay beklediklerini ancak reddedilmesi halinde yasal yolları zorlayacaklarını belirtti.
Galler ve Kuzey İrlanda'nın Tutumu
Galler Başbakanı Mark Drakeford, ülkesinin bağımsızlığını savunmadığını ancak federal bir Birleşik Krallık yapısının şart olduğunu ifade etti. Drakeford, "Galler, Birleşik Krallık'ın bir parçası olarak kalmak istiyor ancak daha fazla özerklik ve saygı bekliyor. Westminster'ın dayatmacı yaklaşımı kabul edilemez" diye konuştu.
Kuzey İrlanda'dan ise dikkat çeken bir hamle geldi. Sinn Féin'li Başbakan Yardımcısı Michelle O'Neill, İrlanda'nın birleşmesi yönünde artan bir kamuoyu olduğunu belirterek, "Kuzey İrlanda'nın geleceği, ada halkının ortak iradesiyle belirlenmelidir. Brexit, bu gerçeği daha da görünür kıldı" dedi. O'Neill, Birleşik Krallık'ın parçası olarak kalmayı savunan unionist partilerin azınlıkta kaldığını vurguladı.
Mutabakat zaptı, üç ülkenin ortak bir "Anayasal Reform Konseyi" kurmasını ve Westminster ile eşit statüde müzakere yürütmesini öngörüyor. Ayrıca, her ülkenin kendi referandumunu düzenleme hakkı saklı tutuluyor.
Westminster'dan Sert Tepki
Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, "Birleşik Krallık'ın bütünlüğü pazarlık konusu değildir. Hükümetim, ülkemizin dört bir yanındaki vatandaşların refahı için çalışmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı. Muhafazakâr Parti içinden ise daha sert açıklamalar geldi. Eski Brexit Bakanı David Frost, "Bu imza, İskoç ve Galler milliyetçilerinin yıllardır sürdürdüğü yıkıcı ajandanın bir parçasıdır. Westminster asla taviz vermemelidir" dedi.
Ana muhalefetteki İşçi Partisi lideri Keir Starmer ise daha ölçülü bir dil kullandı: "Anayasal reform elbette tartışılmalıdır ancak bu, ayrılık anlamına gelmez. Birleşik Krallık'ı bir arada tutacak yeni bir vizyon geliştirmeliyiz."
Uzmanlar, imzalanan mutabakat zaptının hukuki bir bağlayıcılığı olmadığını ancak siyasi bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor. Edinburgh Üniversitesi'nden anayasa hukuku profesörü Aileen McHarg, "Bu belge, Westminster'a karşı birleşik bir cephe oluşturma çabasıdır. Ancak bağımsızlık referandumu için Londra'nın onayı şart. Aksi halde tek taraflı bir referandum yasal sonuç doğurmaz" değerlendirmesinde bulundu.
Tarihsel Arka Plan ve Bölünme Korkusu
Birleşik Krallık, 1707'de İskoçya ile birleşme, 1801'de İrlanda ile birleşme sonucu oluştu. 1922'de İrlanda'nın büyük kısmı bağımsızlığını kazanırken, Kuzey İrlanda Birleşik Krallık'ta kaldı. 1998'de imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması ile Kuzey İrlanda'ya özerklik verildi. 1999'da İskoçya ve Galler'e de kendi parlamentoları kuruldu.
2014'te İskoçya bağımsızlık referandumu düzenledi ve %55 hayır oyuyla Birleşik Krallık'ta kaldı. Ancak 2016'daki Brexit referandumunda İskoçya ve Kuzey İrlanda 'hayır' oyu kullanmasına rağmen Birleşik Krallık genelinde 'evet' çıktı. Bu durum, ayrılıkçı hareketleri yeniden güçlendirdi. 2022'de İskoçya Yüksek Mahkemesi, İskoç Parlamentosu'nun referandum düzenleme yetkisi olmadığına hükmetti.
Orta Doğu'da yıllarca cetvelle sınır çizen, böl ve yönet politikalarıyla anılan İngiliz diplomasisi, şimdi kendi içinde benzer bir bölünme dinamizmiyle karşı karşıya. Uzmanlar, Birleşik Krallık'ın dağılmasının sadece kendi coğrafyasında değil, uluslararası dengelerde de önemli sonuçlar doğuracağını belirtiyor. İskoçya'nın bağımsızlığı halinde BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi üyelik ve nükleer silahların akıbeti tartışma konusu olacak.
Sonraki Adımlar
Üç lider, önümüzdeki hafta Londra'da Başbakan Sunak ile bir araya gelmeyi planlıyor. Görüşmelerden sonuç çıkmaması halinde, İskoçya'nın tek taraflı referandum hazırlıklarına hız vermesi bekleniyor. Galler'in ise anayasal reform için bir komisyon kurması gündemde. Kuzey İrlanda'da ise İrlanda birleşmesi yönünde bir sınır anketi tartışılıyor.
Birleşik Krallık'ın geleceği, şimdiden ülkenin en büyük siyasi krizi olarak nitelendiriliyor. 2024 genel seçimleri öncesinde bu gelişmeler, seçim kampanyasının ana eksenini oluşturacak gibi görünüyor. Kamuoyu yoklamaları, İskoçya'da bağımsızlık desteğinin %48-52 arasında dalgalandığını, Kuzey İrlanda'da ise İrlanda birleşmesine desteğin ilk kez %50'ye ulaştığını gösteriyor.