ANKARA - Sermaye kaybı yaşayan veya borca batık durumda olan şirketlere yönelik hesaplama kolaylığı sağlayan düzenlemede süre uzatımı yapıldı. Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, kur farkı zararları ile belirli giderlerin sermaye kaybı ve borca batıklık hesaplamalarında dikkate alınmaması imkânı 1 Ocak 2028 tarihine kadar geçerli olacak. Daha önce 2023 yılı sonunda sona ermesi beklenen uygulama, iş dünyasının talebi ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak yeniden uzatıldı.
Sermaye kaybı ve borca batıklık nedir?
Türk Ticaret Kanunu'na göre bir şirketin sermaye kaybı yaşadığından söz edilebilmesi için, son yıllık bilançosunda yer alan özkaynaklarının, sermayesinin yarısından fazlasını yitirmiş olması gerekiyor. Borca batıklık ise şirketin varlıklarının, borçlarını karşılamaya yetmemesi durumunu ifade ediyor. Bu durumlarda yönetim kurulunun genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırması ve gerekli önlemleri alması gerekiyor. Aksi halde şirketin iflası gündeme gelebiliyor.
Ancak pandemi sonrası dönemde yaşanan kur dalgalanmaları ve ekonomik belirsizlikler, birçok şirketin bilançosunda kur farkı zararları nedeniyle yapay bir sermaye kaybı görünümü oluşmasına yol açtı. Bu durum, esasında faaliyetlerini sürdürebilen şirketlerin dahi borca batık gösterilmesine ve gereksiz yaptırımlarla karşılaşmasına neden olabiliyordu. Bu nedenle hükümet, 2020 yılında bir düzenleme yaparak kur farkı zararlarının ve belirli giderlerin hesaplamalarda dikkate alınmamasını sağladı.
Uzatımın kapsamı ve gerekçesi
Yapılan uzatma ile 1 Ocak 2028'e kadar, şirketlerin sermaye kaybı ve borca batıklık hesaplamalarında aşağıdaki kalemler dikkate alınmayacak:
- Kur farkı zararları
- Belirli giderler (kanunda tanımlanan şekilde)
Bu düzenleme, özellikle ihracatçı, ithalatçı ve döviz cinsinden borcu olan şirketler için önemli bir rahatlama sağlıyor. Kur artışlarının bilançolarda yarattığı olumsuz etki, hesaplamalardan arındırılarak şirketlerin gerçek faaliyet performansına odaklanılması amaçlanıyor.
Uzatımın gerekçesinde, küresel ekonomideki belirsizlikler, jeopolitik riskler ve finansal piyasalardaki dalgalanmaların devam etmesi gösterildi. Ayrıca iş dünyasından gelen talepler ve şirketlerin yeniden yapılandırma süreçlerine ihtiyaç duyması da kararda etkili oldu.
İş dünyası ve uzmanlar ne diyor?
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ekonomistler, uzatımın şirketlerin finansal tablolarında geçici bir rahatlama sağlayacağını ancak yapısal sorunları çözmediğini belirtiyor. Uzmanlar, kur farkı zararlarının hesaplamalarda dikkate alınmamasının, özellikle döviz açık pozisyonu yüksek şirketlerde borca batıklık riskini ötelediğini vurguluyor. Ancak bu durumun, şirketlerin gerçek borç yükünü ortadan kaldırmadığına dikkat çekiyorlar.
İş dünyası temsilcileri ise kararı olumlu karşıladı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) yetkilileri, düzenlemenin özellikle KOBİ'ler için hayati önem taşıdığını, aksi halde birçok şirketin teknik olarak iflas etmiş görünerek piyasalardan dışlanacağını ifade etti. Uzatımın, şirketlere nefes alma imkânı tanıdığını ve yeniden yapılandırma için zaman kazandırdığını belirttiler.
Geçmişten bugüne düzenlemenin serüveni
İlk olarak 2020 yılında pandemi döneminde getirilen bu düzenleme, o zamandan bu yana belirli aralıklarla uzatıldı. 2020'de 2021 sonuna kadar geçerli olan uygulama, daha sonra 2022 ve 2023 yıllarını kapsayacak şekilde yenilendi. Son olarak 2023 yılında yapılan düzenleme ile süre 1 Ocak 2024'e kadar uzatılmıştı. Şimdi ise yeni bir uzatımla 2028'e taşındı. Bu, düzenlemenin artık geçici bir tedbir olmaktan çıkıp orta vadeli bir politika aracı haline geldiğini gösteriyor.
Uzmanlar, sürenin 2028'e uzatılmasının, hükümetin önümüzdeki dönemde de ekonomik dalgalanmaların devam edeceğini öngördüğüne işaret ettiğini söylüyor. Ayrıca bu uzatım, şirketlerin bilançolarını düzeltmeleri için daha fazla zaman tanırken, aynı zamanda denetim ve şeffaflık konularında da tartışmaları beraberinde getirebilir.
Sonuç ve beklentiler
Yapılan düzenleme, sermaye kaybı ve borca batıklık hesaplamalarında şirketlerin lehine bir esneklik sağlıyor. Ancak uzmanlar, bu tür geçici çözümlerin yapısal reformlarla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. Şirketlerin kur riskine karşı korunma yöntemlerini geliştirmesi, borç yönetimini iyileştirmesi ve özkaynak yapılarını güçlendirmesi uzun vadede daha kalıcı bir çözüm olarak öne çıkıyor. 2028'e kadar süren bu imkân, işletmelere nefes alma alanı tanırken, aynı zamanda finansal disiplini de elden bırakmamaları gerektiğini hatırlatıyor.