7 Ekim 2023'ten sonra dünya, Batı merkezli dünya düzenine olan inancın ciddi şekilde sarsıldığı yeni bir döneme girdi. İki büyük savaşın ardından Anglosakson merkezli bir dünya kurulmuştu; ancak bugün bu düzenin temelleri çatırdıyor. Değişim anlık değil, tarihsel bir kırılmanın sonucu.
Batı'nın Çifte Standartları İnancı Sarstı
7 Ekim 2023'te başlayan İsrail-Hamas çatışması, Batı'nın uluslararası hukuk ve insan hakları konusundaki tutarsızlığını gözler önüne serdi. Batılı ülkelerin İsrail'e koşulsuz desteği, Ukrayna'daki işgale karşı gösterdikleri tepkiyle çelişti. Bu çifte standart, küresel Güney'de ve hatta Batı içinde büyük hayal kırıklığı yarattı. ABD ve Avrupa'nın arabuluculuk iddiaları zayıfladı.
BM Genel Kurulu'nda yapılan oylamalarda birçok ülke Batı'nın pozisyonuna karşı çıktı. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail yetkilileri hakkındaki soruşturmaları, Batı'nın adalet anlayışını sorgulattı. Sivil toplum kuruluşları, Batı'nın insan hakları söyleminin artık inandırıcı olmadığını vurguluyor.
Tarihsel Arka Plan: Anglosakson Düzenin Kuruluşu ve Çöküşü
İki dünya savaşının ardından ABD ve Birleşik Krallık öncülüğünde kurulan Bretton Woods sistemi, Birleşmiş Milletler, NATO ve diğer uluslararası kurumlar Batı merkezli bir düzenin temelini attı. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle bu düzen tek kutuplu hale geldi. Ancak 2000'li yıllardan itibaren Çin'in yükselişi, Rusya'nın revizyonist politikaları ve bölgesel güçlerin öne çıkması bu düzeni sarstı.
2010'larda Arap Baharı, Suriye iç savaşı ve Kırım'ın ilhakı gibi olaylar Batı'nın müdahale kapasitesinin sınırlarını gösterdi. 2021'de Afganistan'dan kaotik çekilme, ABD'nin küresel liderlik iddiasına darbe vurdu. 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ise Batı'nın birliğini test etti; ancak bu birlik, Gazze kriziyle birlikte erimeye başladı.
Küresel Güney'in Yükselişi ve Alternatif Arayışlar
BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) genişleyerek yeni üyeler aldı. Bu ülkeler, Batı merkezli finansal sistemden bağımsız hareket etme iradesini gösteriyor. Yerel para birimleriyle ticaret, alternatif ödeme sistemleri ve kalkınma bankaları gündemde. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi, birçok ülke için cazip bir seçenek haline geldi.
Türkiye, stratejik konumunu kullanarak hem Batı hem Doğu ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sık sık dile getirdiği "Dünya beşten büyüktür" söylemi, BM Güvenlik Konseyi'nin yapısına yönelik eleştirileri yansıtıyor. Türkiye, İsrail'e karşı sert tutumuyla küresel Güney'de sempati topluyor.
Batı İçinde de Çatlaklar Büyüyor
ABD'de 2024 başkanlık seçimleri, ülkenin iç kutuplaşmasını derinleştirdi. Avrupa'da aşırı sağ partiler yükselişte; göç karşıtlığı ve ekonomik korumacılık öne çıkıyor. Fransa ve Almanya gibi geleneksel motor ülkeler, ekonomik durgunluk ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşuyor. Brexit'in yarattığı belirsizlik hala sürüyor.
Bu iç sorunlar, Batı'nın dış politikada etkili olma kapasitesini sınırlıyor. Ukrayna'ya verilen desteğin sürdürülebilirliği tartışılırken, Gazze'deki savaş Batı'nın ahlaki otoritesini erozyona uğratıyor. Kamuoyu yoklamaları, Batı toplumlarında dış müdahalelere olan desteğin azaldığını gösteriyor.
Yeni Bir Dünya Düzeni Mümkün mü?
Mevcut uluslararası sistem, çok kutuplu bir yapıya doğru evriliyor. ABD'nin tek başına liderlik ettiği bir dünya artık geride kaldı. Çin, Rusya, Hindistan, Türkiye, Brezilya gibi aktörler kendi etki alanlarını genişletiyor. Bölgesel örgütler (ŞİÖ, ASEAN, Afrika Birliği) daha fazla söz sahibi olmak istiyor.
Ancak yeni düzenin nasıl şekilleneceği belirsiz. Çok kutupluluk, istikrarsızlık ve rekabeti beraberinde getirebilir. Batı'nın kendini yenilemesi ve çifte standartlardan vazgeçmesi, küresel barış için kritik. Aksi halde dünya, daha parçalı ve çatışmacı bir döneme girebilir.
Sonuç olarak, 7 Ekim sonrası dünya, Batı'nın sorgulandığı bir dönemeçte. Güneşin artık Batı'dan doğmadığı bir çağda, yeni dengeler kurulana kadar belirsizlik hakim olacak. Türkiye gibi ülkeler, bu geçiş döneminde stratejik avantaj elde edebilir; ancak riskler de büyük.