Anayasa Mahkemesi (AYM), Tayfun Kahraman'ın Gezi davası başvurusu, Van Valiliği'nin eylem yasakları ve cezaevlerinde mahpusların yayınlarına el konulmasına ilişkin üç ayrı ihlal kararını gerekçeleriyle yayımladı. Yüksek Mahkeme, alt mahkemelerin AYM kararlarına uymama lüksü bulunmadığını vurgulayarak, bağlayıcılığına dikkat çekti. Kararlar, ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile bireysel başvuru hakkının etkili kullanımı açısından emsal teşkil ediyor.
Gezi Davası'nda Tayfun Kahraman Kararı
AYM, Gezi Parkı olaylarına ilişkin davada yargılanan Tayfun Kahraman'ın bireysel başvurusunu karara bağladı. Kahraman, tutukluluğunun hukuki olmadığını ve uzun süreli tutukluluğun hak ihlali oluşturduğunu ileri sürmüştü. Yüksek Mahkeme, başvurucunun kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Kararda, tutukluluk gerekçelerinin somut olgulara dayanmadığı, ölçülülük ilkesinin gözetilmediği belirtildi. AYM, ayrıca yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini tespit etti. Bu karar, Gezi davası kapsamında verilen ilk ihlal kararlarından biri olması bakımından önem taşıyor.
Van Valiliği'nin Eylem Yasakları
AYM, Van Valiliği'nin çeşitli tarihlerde uyguladığı eylem ve etkinlik yasaklarını inceledi. Başvurucular, valiliğin geniş kapsamlı yasak kararlarının toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal ettiğini savundu. Yüksek Mahkeme, yasakların kanuni bir temele dayanmadığını, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığını ve ölçüsüz olduğunu belirterek ihlal kararı verdi. Kararda, idarenin takdir yetkisinin sınırsız olmadığı, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı tedbirlerin ancak zorunlu hallerde ve somut gerekçelerle alınabileceği vurgulandı. Bu karar, valiliklerin genelgeyle getirdiği eylem yasaklarına yönelik önemli bir sınırlama getiriyor.
Cezaevlerinde Yayınlara El Koyma
AYM, cezaevlerinde tutulan mahpusların yayınlarına el konulmasına ilişkin başvuruları da karara bağladı. Mahpuslar, kendilerine gönderilen kitap, dergi ve gazetelerin keyfi şekilde engellendiğini, bunun ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini öne sürdü. Yüksek Mahkeme, ceza infaz kurumlarında uygulanan yayın yasaklarının kanuni dayanaktan yoksun olduğunu ve Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini tespit etti. Kararda, mahpusların da temel hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahip olduğu, ancak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi meşru amaçlarla sınırlanabileceği hatırlatıldı. Somut olayda, el koyma kararlarının gerekçesiz olduğu ve yargısal denetimden yoksun kaldığı belirtildi.
Alt Mahkemelere Bağlayıcılık Uyarısı
AYM, her üç kararda da alt mahkemelerin Anayasa Mahkemesi içtihatlarına uyması gerektiğinin altını çizdi. Yüksek Mahkeme, bireysel başvuru kararlarının sadece başvurucuyu değil, tüm yargı organlarını bağladığını ifade etti. Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca AYM kararlarının bağlayıcı olduğu hatırlatılan kararlarda, alt mahkemelerin benzer olaylarda AYM içtihadını gözetmemesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı vurgulandı. Bu tespit, son dönemde AYM ile alt mahkemeler arasında yaşanan gerilimin yargısal boyutuna işaret ediyor.
Arka Plan ve Hukuki Bağlam
Türkiye'de bireysel başvuru yolu, 2012'de Anayasa Mahkemesi'ne tanınan yetkiyle uygulanmaya başlandı. O günden bu yana AYM, ifade özgürlüğü, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı gibi alanlarda çok sayıda ihlal kararı verdi. Ancak son yıllarda AYM kararlarına uyulmaması, özellikle alt mahkemelerin direnci, hukuk çevrelerinde tartışma konusu oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de Türkiye'ye karşı verdiği bazı kararlarda, AYM kararlarının icra edilmemesini eleştirmişti. Bu üç yeni karar, AYM'nin kendi otoritesini pekiştirme ve alt yargıya mesaj verme amacı taşıyor. Kararların, benzer başvurularda emsal oluşturması ve idari uygulamaları disipline etmesi bekleniyor.
Anayasa hukukçuları, AYM'nin bu kararlarının yargı içi diyalog açısından kritik olduğunu belirtiyor. Kararlara uyulmaması halinde bireysel başvuru mekanizmasının etkisizleşeceği, bunun da insan hakları koruma sistemine zarar vereceği ifade ediliyor. Öte yandan, AYM kararlarının bağlayıcılığına yönelik siyasi tartışmalar sürerken, Yüksek Mahkeme'nin tutumu hukuk devleti ilkesinin gereği olarak görülüyor. Kamuoyunda, bu kararların uygulanıp uygulanmayacağı ise merak konusu. Zira daha önce benzer ihlal kararlarına rağmen bazı mahkemelerin direnç gösterdiği biliniyor. AYM'nin son kararları, bu direncin hukuken savunulamaz olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.