Anayasa Mahkemesi (AYM), kadınların evlendikten sonra nüfus kaydının kocasının hanesine taşınmasını öngören kanun hükmünün iptali talebini oy çokluğuyla reddetti. Mahkeme, söz konusu düzenlemenin anayasaya aykırı olmadığına hükmederken, 5 üye bu karara şerh düşerek uygulamanın 'ataerkil zihniyetin devamı' olduğunu vurguladı. Karar, Türkiye'de kadın-erkek eşitliği tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Kararın Ayrıntıları
AYM, bir başvurucunun itirazı üzerine, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun ilgili maddesini görüştü. İtirazda, kadının evlilikle birlikte kocasının hanesine yazılmasının, kadının bireysel kimliğini ve eşitlik ilkesini zedelediği savunuldu. Mahkeme çoğunluğu, düzenlemenin aile bütünlüğünü sağlama amacı taşıdığını ve kadının lehine birtakım haklar da getirdiğini belirterek iptal istemini reddetti. Gerekçede, uygulamanın kadının soyadı ve yerleşim yeri gibi konularda mağduriyet yaratmadığı, aksine devletin nüfus hizmetlerini kolaylaştırdığı ifade edildi.
Karşı Oy: 'Ataerkil Zihniyet'
Karara karşı çıkan 5 üye ise yazılı gerekçelerinde, kadının kocasının hanesine taşınmasının, kadını erkeğe bağımlı bir konuma soktuğunu belirtti. Karşı oy yazısında, 'Bu düzenleme, evlilik birliğinde kadını ikincil konuma yerleştiren ataerkil bir anlayışın ürünüdür. Kadının kendi kimliğiyle nüfus kütüğünde yer alması, birey olarak tanınmasının ön koşuludur' denildi. Ayrıca, uygulamanın Anayasa'nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesine aykırı olduğu vurgulandı.
Toplumsal Tepkiler ve Bağlam
Karar, kadın hakları örgütleri ve muhalefet partilerinin sert tepkisini çekti. İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi ve kadına yönelik şiddetteki artışla gündeme gelen eşitlik tartışmaları, bu kararla birlikte yeniden ivme kazandı. Uzmanlar, nüfus kaydı uygulamasının pratikte kadının adres değişikliği gibi işlemlerde zorluk yaşamasına neden olabildiğine dikkat çekiyor. Ayrıca, kadının evlilik öncesi soyadının kullanımına dair ayrı bir dava süreci devam ederken, bu karar emsal teşkil edebilecek nitelikte. Türkiye'nin imzaladığı uluslararası sözleşmelerde kadın-erkek eşitliği taahhüdü bulunmasına rağmen, iç hukuktaki bu tür düzenlemeler eleştirileri beraberinde getiriyor.
AYM'nin bu kararı, kadının aile içindeki konumu ve toplumsal cinsiyet eşitliği açısından önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor. Kararın, yasama organına ve topluma yönelik bir mesaj içerdiği yorumları yapılırken, önümüzdeki dönemde konuyla ilgili yeni başvuruların olabileceği belirtiliyor. Kadın hareketleri, bu kararın geri adım olarak nitelendirilebileceğini, ancak mücadeleye devam edeceklerini ifade ediyor.