Anayasa Mahkemesi (AYM), Nüfus Hizmetleri Kanunu'ndaki evlenen kadının nüfus kaydının kocasının hanesine taşınacağına ilişkin hükmün Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verdi. Yüksek Mahkeme, söz konusu düzenlemenin eşler arasında eşitlik ilkesini ihlal etmediğine hükmetti. Karar, kadın dernekleri ve bazı hukukçular tarafından eleştirilirken, AYM'nin gerekçeli kararında, düzenlemenin kamu düzeni ve aile birliğinin korunması amacı taşıdığı belirtildi.
Başvuru ve Değerlendirme Süreci
Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuruda, Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 7. maddesindeki “Evlenen kadın, kocasının aile kütüğünde yer alan hanesine yazılır” hükmünün Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine ve 17. maddesindeki kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına aykırı olduğu ileri sürüldü. Başvurucu, bu düzenlemenin kadınlar aleyhine cinsiyet temelli ayrımcılık yarattığını, kadının kendi kimliğinden ve ailesinden koparılarak kocasının ailesine bağımlı hale getirildiğini savundu.
AYM, başvuruyu esastan inceleyerek ikiye karşı on bir oyla başvurunun reddine karar verdi. Çoğunluk görüşünde, düzenlemenin tarihsel ve toplumsal bir gerçekliğe dayandığı, ailenin bir bütün olarak nüfus kayıtlarında tek bir hanede gösterilmesinin idari kolaylık sağladığı ve bu durumun kadının kişiliğini zedelemediği ifade edildi. Ayrıca, kadının evlenmeden önceki soyadını kullanma hakkının bulunduğu ve bu düzenlemenin sadece kayıt düzenine ilişkin olduğu vurgulandı.
Karşı Oy ve Eleştiriler
Karşı oy yazan üyeler ise, düzenlemenin açıkça cinsiyet temelli bir ayrımcılık oluşturduğunu belirtti. Karşı oy gerekçesinde, benzer bir düzenlemenin koca için öngörülmediği, erkeğin evlendikten sonra kendi aile kütüğünde kalmaya devam ettiği, ancak kadının kaydının otomatik olarak kocasının hanesine taşındığı ifade edildi. Bu durumun, kadının ailesiyle olan bağlarını zayıflattığı ve toplumda kadının erkeğe bağımlı olduğu algısını pekiştirdiği kaydedildi. Karşı oy yazısında ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına atıfta bulunularak, bu tür farklı muamelelerin ancak nesnel ve makul bir gerekçeye dayanması halinde ayrımcılık yasağına aykırı olmadığı, somut düzenlemede ise böyle bir gerekçenin bulunmadığı savunuldu.
Kadın örgütleri ve bazı hukukçular kararı tepkiyle karşıladı. İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi tarafından yapılan açıklamada, kararın kadın-erkek eşitliği mücadelesinde bir geri adım olduğu belirtilerek, “Bu düzenleme, kadının birey olarak varlığını yok saymakta, onu erkeğin eki konumuna indirgemektedir” denildi. Açıklamada, AYM'nin kararına rağmen, konunun yargıya taşınmaya devam edileceği ve yasal değişiklik için mücadele edileceği ifade edildi.
Tarihsel ve Toplumsal Bağlam
Türk Medeni Kanunu'nda 2001 yılında yapılan değişiklikle kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanabilmesi mümkün hale gelmişti. Ancak, aile kütüğü kayıtlarında hâlâ erkeğin hanesi esas alınmakta. Bu durum, uygulamada kadının ikametgah değişikliği, resmi yazışmalar ve sosyal güvenlik işlemleri gibi pek çok alanda sorun yaşamasına neden olabiliyor. AYM kararı, mevcut uygulamanın sürmesi anlamına geliyor. Kararın gerekçesinde, bireysel başvurunun mahkemesine yapılması gerektiği ve bu konunun asıl çözüm yerinin yasama organı olduğu hatırlatılarak, “Toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki hassasiyetlerin, ancak yasal düzenlemelerle hayata geçirilebileceği” ifade edildi.
Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı, Türkiye'de kadın hakları alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları tarafından yakından takip edilirken, konunun önümüzdeki dönemde Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. Karar, aynı zamanda AYM'nin eşitlik ilkesini yorumlama biçimi açısından da önemli bir emsal teşkil ediyor.
Değerlendirme
AYM'nin bu kararı, Türk hukukunda kadın-erkek eşitliği tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Karar, teknik bir nüfus kaydı düzenlemesi olarak görülse de, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından sembolik bir öneme sahiptir. Kadının erkeğin hanesine yazılması, tarihsel olarak kadının kocasının ailesine ait olduğu anlayışının bir devamı niteliğindedir. Bu kararla birlikte, yasama organının bu konuda nasıl bir adım atacağı merak konusu. Toplumun değişen dinamikleri ve kadın hareketinin güçlenmesi, bu tür düzenlemelerin gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak AYM'nin, bu konuyu bireysel başvuru kapsamında değil, yasama organının takdirine bırakması, eşitlik mücadelesinin yeni bir boyut kazanmasına yol açabilir.