Ayasofya Camii'nde sürdürülen kapsamlı restorasyon çalışmaları, 177 yıl önce üzeri kapatılan bir yarım kubbede gizlenen tarihi bir hat sanatı eserini gün yüzüne çıkarmayı hedefliyor. İsviçreli Fossati kardeşler tarafından 1847-1849 yılları arasında gerçekleştirilen restorasyon sırasında kapatılan yarım kubbede, yaklaşık 400 yıllık bir Nur Suresi hattının varlığı araştırılacak. Uzmanlar, hattın günümüze ulaşıp ulaşmadığını önümüzdeki aylarda yapılacak incelemelerle tespit edecek.
Fossati Kardeşlerin Müdahalesi ve Kayıp Hat
İsviçreli mimar Gaspare ve Giuseppe Fossati kardeşler, Sultan Abdülmecid döneminde Ayasofya'da geniş çaplı bir onarım gerçekleştirdi. Bu restorasyon sırasında yapının iç mekânındaki birçok mozaik ve kalem işi ya sıvanarak kapatıldı ya da üzeri örtüldü. Özellikle yarım kubbelerde yer alan ve 16. yüzyılda Mimar Sinan'ın eklediği düşünülen hat örnekleri, Fossati kardeşlerin çalışmaları sırasında alçıpan veya ahşap kaplamalarla gizlendi. Bu kapalı alanlardan birinde, Nur Suresi'nin (Nur Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 24. suresi) tamamının veya bir bölümünün yazılı olduğu devasa bir hattın bulunduğu tahmin ediliyor. Hattın, Kanuni Sultan Süleyman döneminde (16. yüzyıl) ünlü hattat Karahisari veya öğrencileri tarafından yazılmış olabileceği belirtiliyor.
Restorasyon Süreci ve Araştırma Yöntemleri
Ayasofya'daki restorasyon, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülüyor. Restorasyon kapsamında, yapının statik yapısını güçlendirmek ve tarihi dokuyu korumak amacıyla çeşitli bilimsel yöntemler kullanılıyor. Yarım kubbedeki hattı ortaya çıkarmak için öncelikle sıva ve boya katmanları incelenecek. Uzmanlar, endoskopik kameralar ve tahribatsız analiz teknikleriyle (örneğin, kızılötesi termografi, ultrasonik testler) hattın mevcut durumunu değerlendirecek. Eğer hat sağlamsa, üzerindeki örtücü tabakalar kontrollü bir şekilde kaldırılarak aslına uygun şekilde restore edilecek. Ancak hat zarar görmüşse, konservasyon çalışmalarıyla stabilize edilip dijital olarak yeniden oluşturulabilecek. Restorasyon ekibinde yer alan sanat tarihçileri ve hattatlar, bulgunun hem İslam sanatı hem de dünya mirası açısından önemli olduğunu vurguluyor.
Tarihi ve Kültürel Bağlam
Ayasofya, 537 yılında Bizans İmparatoru Justinianus tarafından kilise olarak inşa edildi. 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle camiye dönüştürülen yapı, Osmanlı döneminde birçok kez onarıldı ve süslendi. Özellikle Mimar Sinan'ın 16. yüzyıldaki güçlendirme çalışmaları sırasında yapıya payandalar eklenmiş ve iç mekân hat sanatıyla zenginleştirilmişti. Nur Suresi, hem içeriği hem de uzunluğu nedeniyle camilerde sıklıkla yarım kubbelere veya panolara yazılırdı. Fossati restorasyonu sırasında birçok hat ve mozaik, dönemin estetik anlayışı veya yapısal nedenlerle kapatılmıştı. 1935'te müzeye çevrilen Ayasofya, 2020'de tekrar cami statüsüne kavuştu. Bugün hem ibadet hem ziyaret amaçlı kullanılan yapı, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Bu yeni keşif, Osmanlı'nın sanatsal mirasının gün ışığına çıkarılması açısından büyük önem taşıyor.
Uzman Görüşleri ve Beklentiler
Restorasyon projesinde danışman olarak görev yapan sanat tarihçisi Dr. Elif Aydın, "Fossati kardeşlerin kayıtları, hangi alanların kapatıldığına dair ipuçları içeriyor. Ancak o dönemde yapılan müdahalelerin detayları sınırlı. Bu nedenle arşiv belgeleri ve yerinde incelemelerle ilerliyoruz. Nur Suresi hattı, hem boyutu hem de sanatsal değeriyle eşsiz olabilir." dedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkilileri ise çalışmaların bilimsel bir komisyon gözetiminde sürdüğünü ve bulguların kamuoyuyla paylaşılacağını belirtti. Restorasyonun 2025 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanıyor. Eğer hat bulunursa, Ayasofya'nın iç mekânı yeni bir sanat eseriyle zenginleşecek ve ziyaretçiler için görsel bir şölen sunacak.
Ayasofya'daki bu restorasyon, sadece fiziksel bir onarım değil, aynı zamanda tarihsel bir keşif süreci. Fossati kardeşlerin kapatmasıyla unutulan hat, eğer ortaya çıkarsa, Osmanlı hattatlık geleneğinin ulaştığı zirveyi bir kez daha gözler önüne serecek. Bu tür projeler, kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması adına umut verici. Ancak sürecin hassasiyetle yürütülmesi, hem tarihi eserin zarar görmemesi hem de bilimsel dürüstlük açısından kritik. Önümüzdeki aylarda yapılacak açıklamalar, Ayasofya'nın gizemli geçmişine ışık tutabilir.