Avrupa Sosyalistleri Partisi (PES), Türkiye'de "Ailem Güvende" adı altında yürütülen ve LGBTİ+ aktivistlerini hedef aldığı belirtilen operasyonları sert bir dille kınadı. Parti tarafından yapılan yazılı açıklamada, onlarca kişinin gözaltına alındığı, çeşitli sivil toplum kuruluşlarına baskın düzenlendiği ve LGBTİ+ örgütleriyle bağlantılı internet sitelerinin erişime kapatıldığı bildirildi. PES, bu eylemleri "temel hak ve özgürlüklere yönelik ciddi bir saldırı" olarak nitelendirerek, Türkiye'yi uluslararası yükümlülüklerine uymaya çağırdı.
Operasyonların Ayrıntıları ve Hedef Alınan Kesimler
Edinilen bilgilere göre, son günlerde Türkiye genelinde eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda LGBTİ+ hakları savunucusu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında avukatlar, akademisyenler ve sivil toplum gönüllülerinin bulunduğu belirtiliyor. Operasyonlar kapsamında, LGBTİ+ örgütlenmeleriyle ilişkili olduğu iddia edilen derneklere baskınlar yapıldı; bazı derneklerin ofislerine el konulduğu ve belgelerine el konulduğu öne sürüldü. Ayrıca, bu örgütlerle bağlantılı olduğu gerekçesiyle çok sayıda internet sitesine erişim engeli getirildi. PES açıklamasında, bu operasyonların hukuki bir temelden yoksun olduğu ve ifade özgürlüğünü bastırmaya yönelik olduğu vurgulandı.
Avrupa Sosyalistleri Partisi, Türkiye'deki LGBTİ+ bireylerin ve aktivistlerin artan bir baskı ortamında yaşadığını belirterek, bu durumun Avrupa Birliği'nin temel değerleriyle bağdaşmadığını ifade etti. Parti sözcüsü, "Demokratik bir toplumda hiç kimse cinsel yönelimi veya cinsiyet kimliği nedeniyle hedef alınamaz. Türkiye'deki bu operasyonlar, evrensel insan hakları ilkelerinin açık bir ihlalidir" dedi. PES, Türkiye hükümetine operasyonları derhal durdurma ve gözaltına alınanları serbest bırakma çağrısı yaptı.
Uluslararası Tepkiler ve Arka Plan
Bu tepki, Türkiye'de son yıllarda LGBTİ+ haklarına yönelik artan kısıtlamaların bir parçası olarak görülüyor. Özellikle 2023 ve 2024 yıllarında Onur Yürüyüşleri'nin yasaklanması, LGBTİ+ derneklerinin kapatılması ve medyada nefret söyleminin yaygınlaşması dikkat çekmişti. Avrupa Birliği Komisyonu da daha önce Türkiye'yi LGBTİ+ bireylerin haklarını koruma konusunda uyarmıştı. Ancak son operasyonlar, uluslararası kuruluşların tepkisini daha da artırmış durumda. PES'in açıklaması, Avrupa Parlamentosu'ndaki sosyalist ve demokrat grupların da gündemine gelmesi bekleniyor.
Uzmanlar, bu operasyonların Türkiye'nin uluslararası itibarını zedeleyebileceğini ve AB ile yürütülen vize serbestisi diyalogu gibi süreçleri olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. İnsan hakları örgütleri, gözaltına alınanların akıbetinin takipçisi olacaklarını ve uluslararası platformlarda konuyu gündeme taşıyacaklarını duyurdu. Türkiye'den henüz resmi bir açıklama gelmedi; ancak yetkililer, operasyonların "aile yapısını koruma" amacı taşıdığını savunuyor.
Avrupa Sosyalistleri Partisi'nin bu çıkışı, Avrupa'da yükselen sağ popülizme karşı bir duruş sergilemesi açısından da önem taşıyor. Parti, son yıllarda Macaristan ve Polonya gibi ülkelerdeki LGBTİ+ karşıtı politikaları da eleştirmişti. PES'in Türkiye'ye yönelik bu tepkisi, küresel LGBTİ+ dayanışma ağlarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Gözaltına alınanların sayısı ve kimlikleri henüz netleşmezken, avukatlar müvekkillerine erişimde zorluk yaşandığını bildiriyor. Operasyonların hukuki dayanağı ise tartışma konusu: "Ailem Güvende" projesi kapsamında yürütülen soruşturmaların, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'a dayandırıldığı iddia ediliyor. Ancak hukukçular, bu kanunun LGBTİ+ bireyleri hedef almak için kullanılamayacağını savunuyor.
Sonuç olarak, Avrupa Sosyalistleri Partisi'nin tepkisi, Türkiye'deki LGBTİ+ hakları ihlallerine uluslararası alanda artan bir duyarlılığı gösteriyor. Ancak operasyonların durup durmayacağı, Türkiye'nin uluslararası baskılara ne ölçüde yanıt vereceğine bağlı. Sivil toplum kuruluşları, dayanışma çağrısı yaparken, uluslararası toplumun somut adımlar atması gerektiği vurgulanıyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin insan hakları karnesini yeniden tartışmaya açarken, LGBTİ+ bireylerin güvenliği ve özgürlüğü için verilen mücadelenin küresel bir boyut kazandığını gösteriyor.