Avrupa Parlamentosu'nun (AP) genel kurulunda yapılan oylamada, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecine ilişkin hazırlanan rapor kabul edildi. Raporda, Türkiye'nin reform eksiklikleri ve demokratik standartlardaki gerileme nedeniyle AB sürecinin fiilen durma noktasına geldiği ifade edildi. Oylamada 381 milletvekili "evet" oyu kullanırken, 148 "hayır" oyu çıktı ve 107 çekimser oy kullanıldı. Bu sonuç, Türkiye'nin AB üyeliğinin kısa vadede mümkün görünmediğini teyit eder nitelikte.
Raporun içeriği ve eleştiriler
AP tarafından hazırlanan raporda, Türkiye'de hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve insan hakları alanındaki endişeler sıralandı. Özellikle Gezi Parkı davaları, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi siyasi tutukluların serbest bırakılmaması eleştirildi. Raporda ayrıca Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki faaliyetleri ve Kıbrıs meselesindeki tutumu da AB üyelik sürecini olumsuz etkileyen faktörler arasında sayıldı. Oylama öncesinde AP'de yapılan tartışmalarda, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin yeniden canlandırılması için Türkiye'den somut adımlar beklenmesi gerektiği vurgulandı.
Tepkiler ve siyasi yansımalar
Raporun kabul edilmesinin ardından Türkiye'den gelen ilk tepkilerde, AP'nin kararının "tarafgir" ve "objektiflikten uzak" olduğu ifade edildi. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, raporun Türkiye-AB arasındaki stratejik ortaklık ruhuna uymadığı ve taraflı bir yaklaşımı yansıttığı belirtildi. Ankara, AB'nin Türkiye'ye yönelik adil ve yapıcı bir tutum benimsemediği sürece, katılım müzakerelerinde ilerleme kaydedilmesinin zor olduğunu vurguladı. Muhalefet kanadı ise raporu doğru bulurken, iktidara AB reformlarını uygulamama konusunda eleştiriler yöneltti.
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi, raporla ilgili yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin hala AB'ye aday bir ülke olduğunu ancak üyelik müzakerelerine devam edilebilmesi için Türkiye'nin demokratik standartları geri getirmesi ve Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirmesi gerektiğini ifade etti. Varhelyi, iki taraf arasındaki diyaloğun sürdürülmesi gerektiğine işaret etti.
Geçmişten bugüne Türkiye-AB ilişkileri
Türkiye, AB'ye adaylık başvurusunu 1987 yılında yapmış, 1999 Helsinki Zirvesi'nde aday ülke statüsü kazanmış ve 2005 yılında katılım müzakerelerine başlamıştı. Ancak özellikle 2016 sonrası dönemde yaşanan siyasi gelişmeler, müzakereleri fiilen dondurdu. Bugüne kadar 35 fasıldan sadece 16'sı açılabildi, bunlardan da yalnızca biri geçici olarak kapatılabildi. Kıbrıs sorunu, Ege ve Doğu Akdeniz'deki gerilimler, sivil özgürlüklerdeki daralma, ilişkilerin temel sorun başlıkları olarak öne çıkıyor. AP'nin her yıl hazırladığı bu rapor, aslında mevcut durumun bir teyidi niteliğinde.
Sonuç olarak, AP'de kabul edilen bu rapor, Türkiye'nin AB perspektifinin mevcut siyasi konjonktürde ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. İki taraf arasındaki diyalog mülteci anlaşması veya Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gibi teknik konularda devam etse de, üyelik sürecinin yeniden canlanması için Türkiye'de topyekûn bir hukuk ve demokrasi reformuna duyulan ihtiyaç, kısa vadede mümkün görünmüyor. Her iki tarafın da iletişim kanallarını açık tutması, kurumsal iş birliğinin devamı açısından önemli olsa da, stratejik hedef olan üyelik perspektifinin şimdilik rafa kalktığı söylenebilir.