ABD’nin sağladığı güvenlik şemsiyesinin sorgulanmaya başlandığı bir dönemde Avrupa, savunma stratejisinde köklü bir değişime gidiyor. Ankara ve Kiev’in pratik tecrübelerinden ilham alan Avrupalı liderler, hantal ve pahalı savunma yapılarını terk ederek düşmanı yıpratmaya dayalı bir 'kirpi savunması' konseptini benimsiyor. Bu yeni yaklaşım, Türkiye’nin SİHA’lar ve akıllı mühimmatlarla sahada elde ettiği başarı ile Ukrayna’nın Rusya’ya karşı uyguladığı esnek direniş taktiklerinin bir sentezi olarak öne çıkıyor.
NATO planları boşa çıkıyor
Mevcut NATO planları, büyük ölçekli bir kara savaşını öngörüyor ve bu da devasa bütçeler gerektiriyor. Ancak Avrupa ülkeleri, bütçe kısıtlamaları ve kamuoyunun savaş yorgunluğu nedeniyle bu planları uygulamakta zorlanıyor. ABD'nin Avrupa'dan askeri varlığını azaltma sinyalleri, kıtayı kendi savunmasını yeniden düşünmeye itiyor. Bu noktada 'kirpi savunması', düşük maliyetli, yüksek teknolojili ve asimetrik bir alternatif sunuyor.
Türkiye ve Ukrayna’nın rolü
Türkiye, son yıllarda geliştirdiği Bayraktar TB2 SİHA’lar, kamikaze dronlar ve akıllı top mühimmatlarıyla düşmana karşı orantısız bir caydırıcılık sağlıyor. Ukrayna ise Rus işgaline karşı hafif piyade, mobil savunma ve insansız hava araçlarıyla düşmanı yıpratma taktiğini başarıyla uyguladı. Avrupalı askeri uzmanlar, bu iki modelin birleşiminin Avrupa’nın güvenlik mimarisine uyarlanabileceğini düşünüyor. Yeni doktrin, büyük tank filoları yerine küçük, hareketli birlikler, yoğun mayınlama ve geniş bir drone ağına dayanıyor.
Düşük maliyet, yüksek etki
Kirpi savunmasının en cazip yanı, geleneksel ordulara kıyasla çok daha düşük maliyetli olması. Örneğin, bir adet ana muharebe tankının fiyatına onlarca kamikaze drone üretilebiliyor. Bu da bütçe kısıtlaması yaşayan birçok Avrupa ülkesi için önemli bir avantaj. Bununla birlikte, bu strateji toprak kaybını önlemede zayıf kalabileceği için uzmanlar, düşmanı yıpratarak savaşı kazanma hedefinin uzun vadeli olabileceğini belirtiyor.
Bağımsız değerlendirmeler, kirpi savunmasının Avrupa için bir zorunluluk olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. Nükleer caydırıcılık ve hava savunması gibi alanlarda ABD’ye bağımlılık sürerken, bu yeni doktrin daha çok konvansiyonel bir ihtilafın ikinci aşaması için tasarlanmış görünüyor. Yine de Avrupa’nın yıllardır süren savunma reformu tartışmalarına somut bir alternatif sunması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.