Yunanistan, Türkiye'nin itirazları nedeniyle daha önce askıya alınan Girit-Güney Kıbrıs-İsrail elektrik bağlantısı projesini yeniden başlatmaya hazırlanıyor. Atina yönetimi, projeye olası bir Türk müdahalesine karşı üç aşamalı bir kriz planı oluşturdu. Plan kapsamında Türkiye'nin müdahalesi halinde Fransa, ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) desteğini devreye sokmak hedefleniyor.
Projenin Stratejik Önemi ve Türkiye'nin İtirazları
Girit-Güney Kıbrıs-İsrail elektrik bağlantısı, Doğu Akdeniz'de enerji güvenliği açısından kritik bir proje olarak görülüyor. Yaklaşık 2.000 megavat kapasiteli denizaltı kablosuyla İsrail ve Kıbrıs'taki elektrik şebekelerinin Yunanistan üzerinden Avrupa'ya bağlanması planlanıyor. Proje, AB'nin enerji arz güvenliğini çeşitlendirme ve Rusya'ya bağımlılığı azaltma hedefleriyle örtüşüyor. Ancak Türkiye, projenin kendi kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesindeki haklarını ihlal ettiğini savunarak itiraz ediyor. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanları konusunda haklarını koruma konusunda kararlı olduğunu defalarca dile getirdi.
Üç Aşamalı Plan: Diplomasi, Savunma ve Uluslararası Destek
Atina'nın oluşturduğu üç aşamalı plan, diplomatik girişimlerden askeri önlemlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. İlk aşamada, Türkiye'nin projeye yönelik herhangi bir müdahalesi durumunda derhal AB ve NATO nezdinde girişimlerde bulunulacak. Yunanistan, projenin uluslararası hukuka uygun olduğunu ve AB'nin enerji güvenliği için hayati olduğunu vurgulayacak. İkinci aşamada, Fransa ve ABD ile ikili savunma işbirliği mekanizmaları devreye sokulacak. Yunanistan, bu ülkelerle yaptığı savunma anlaşmaları çerçevesinde askeri destek talep edebilecek. Üçüncü aşamada ise, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları konusunda uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek için diplomatik kampanya yürütülecek. Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi gibi platformlarda girişimlerde bulunulması planlanıyor.
Fransa, ABD ve AB'nin Rolü
Yunanistan'ın planında Fransa, ABD ve AB'nin desteği kilit rol oynuyor. Fransa, son yıllarda Yunanistan ile savunma işbirliğini güçlendirdi. 2021'de imzalanan savunma anlaşması kapsamında Fransa, Yunanistan'a Rafale savaş uçakları ve firkateynler satmayı taahhüt etti. Ayrıca, iki ülke arasında karşılıklı savunma yardımı maddesi bulunuyor. ABD ise, Doğu Akdeniz'deki enerji projelerine destek veriyor ve Yunanistan'daki Souda Körfezi üssünü kullanıyor. AB, projeyi 'Ortak Çıkar Projesi' olarak tanımlayarak siyasi ve mali destek sağlıyor. AB Komisyonu, projeye 657 milyon euro fon ayırdı. Bu destek, projenin hayata geçirilmesi için önemli bir finansal kaynak oluşturuyor.
Bölgesel Dengeler ve Olası Senaryolar
Doğu Akdeniz'deki bu gelişme, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilir. Türkiye, projeye müdahale etmesi halinde AB ve ABD ile karşı karşıya gelebilir. Ancak Türkiye'nin de kendi haklarını korumak için askeri ve diplomatik seçenekleri masada. Olası bir krizde, NATO içinde yaşanacak gerilim ittifakın geleceğini etkileyebilir. Yunanistan, projeyi 2025'e kadar tamamlamayı hedefliyor. Ancak Türkiye'nin itirazları ve bölgedeki istikrarsızlık, projenin zaman çizelgesini belirsizleştiriyor. Uzmanlar, taraflar arasında diyalog ve diplomatik çözüm arayışlarının önemine dikkat çekiyor. Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda kapsamlı bir anlaşma sağlanmadan, benzer krizlerin yaşanabileceği öngörülüyor.
Sonuç olarak, Atina'nın üç aşamalı planı, Türkiye'ye karşı bir caydırıcılık aracı olarak görülüyor. Ancak bu planın başarısı, uluslararası aktörlerin tutumuna ve Türkiye'nin vereceği tepkiye bağlı. Doğu Akdeniz'de tansiyonun düşürülmesi için tarafların diyalog kanallarını açık tutması ve uluslararası hukuka saygı göstermesi gerekiyor. Aksi halde, bölgede yeni bir gerilim hattı oluşabilir ve enerji projeleri askıya alınabilir.