Türkiye'de milyonlarca asgari ücretli, Temmuz ayında ara zam beklerken hayal kırıklığı yaşadı. Hükümetten zam sinyali gelmezken, aynı dönemde sağlık bütçesinden şehir hastanelerine aktarılan kaynak adeta rekor kırdı. Sadece Temmuz ayında, şehir hastanelerinin hizmet bedeli için 23 milyar liranın üzerinde harcama yapıldığı ortaya çıktı. Bu rakam, bir önceki aya göre yaklaşık 15 milyar liralık artışa işaret ediyor. Asgari ücretlilerin cebine giren zam miktarı tartışılırken, sağlık alanındaki bu devasa harcama kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Şehir Hastaneleri Bütçesi Büyüyor
Resmi verilere göre, şehir hastaneleri modeli kapsamında özel sektör işletmecilerine ödenen hizmet bedelleri her geçen ay artış gösteriyor. Haziran ayında bu kalem için yapılan ödeme 8 milyar lira civarında iken, Temmuzda yapılan ödeme 23 milyar liraya fırladı. Böylece tek ayda yaşanan artış, vatandaşın sağlık hizmetlerine erişiminde yaşanan sorunları yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar, bu artışın nedenleri arasında döviz kurlarındaki dalgalanmalar, hasta yoğunluğundaki artış ve sözleşme koşullarının revize edilmesi gibi faktörleri sıralıyor. Ancak kamuoyunda, asgari ücrete yapılmayan zammın bu harcamaların fonlanması için bir gerekçe olarak kullanıldığı yorumları hakim.
Asgari Ücrette Ara Zam Beklentisi
Yıl başında yapılan düzenlemeyle net asgari ücret 17 bin 2 lira 50 kuruş olarak belirlenmişti. Ancak enflasyonun yüksek seyretmesi ve hayat pahalılığının artması nedeniyle milyonlarca çalışan, Temmuz ayında ara zam yapılmasını talep etmişti. Sendikalar ve sivil toplum kuruluşları, hükümete çağrıda bulunarak asgari ücretin en az 20 bin lira seviyesine çekilmesini istemişti. Ne var ki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ara zam yapılmayacağı, düzenlemenin ancak yıl sonunda görüşüleceği ifade edildi. Bu açıklama, dar gelirli vatandaşların bütçelerinde büyük bir boşluk yarattı.
Milyarlar Hizmet Bedeline Akıyor
Şehir hastanelerine ödenen hizmet bedelleri, 2017 yılından bu yana uygulanan kamu-özel ortaklığı modeli çerçevesinde belirleniyor. Modele göre, hastanelerin inşaatı ve işletmesi özel şirketlere devrediliyor; devlet ise belirli bir süre boyunca garanti edilen hasta sayısı ve hizmet bedelini ödüyor. Ancak pandemi sonrası sağlık harcamalarındaki artış ve ekonomik kriz, bu ödemeleri ciddi şekilde büyüttü. Temmuz ayındaki 23 milyar liralık ödeme, şehir hastanesi işletmecilerinin aldığı en yüksek aylık tutarlardan biri olarak kayıtlara geçti. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, yılın ilk yedi ayında şehir hastanelerine ödenen toplam hizmet bedeli 100 milyar lirayı aşmış durumda.
Kesintiler ve Tasarruf Tedbirleri Sorgulanıyor
Hükümet, geçtiğimiz aylarda kamu harcamalarında tasarruf yapılacağını ve kamuda istihdamın azaltılacağını açıklamıştı. Ancak şehir hastanesi harcamalarındaki bu artış, tasarruf tedbirlerinin ne kadar samimi olduğunu tartışmaya açtı. Muhalefet partileri, yapılan bu ödemelerin asgari ücrete yapılmayan zamla karşılaştırılamayacak kadar büyük olduğunu belirterek, hükümeti israf etmekle suçluyor. Sağlık emekçileri ise, şehir hastanelerine aktarılan kaynakların kamu hastanelerinin iyileştirilmesi ve sağlık çalışanlarının maaşlarına yansıtılması gerektiğini savunuyor.
Ayrıca bazı uzmanlar, şehir hastanelerinin verimli çalışmadığını ve özel sektöre aktarılan bu paraların sağlık sistemini zora soktuğunu ifade ediyor. Özellikle kanser tedavisi gören hastaların hastane borçları nedeniyle mağdur edildiği haberleri de gündeme gelmişti.
Sonuç: Yurttaşın Kaderi Değişmiyor
Asgari ücretli çalışanların alım gücü her geçen gün azalırken, şehir hastanelerine milyarlarca lira aktarılması, gelir dağılımındaki adaletsizliği bir kez daha gözler önüne seriyor. Vatandaş, sağlık hizmetine erişimde güçlük çekerken, bazı şirketlerin bu sistemden yüksek kazançlar elde ettiği biliniyor. Bu tablo, sağlık politikasının sorgulanmasını zorunlu kılıyor. Toplumun büyük bir kesimi, bu harcamaların gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıp ulaşmadığını ve asgari ücrete yapılacak bir zam için neden kaynak bulunamadığını soruyor. Ekonomik krizin derinleştiği bu dönemde, hükümetin önceliklerini yeniden değerlendirmesi ve halkın refahını ön planda tutması gerekiyor.