Memorial Hastanesi Omurga Merkezi ve Ankilozan Spondilit Hasta Derneği iş birliğiyle düzenlenen farkındalık etkinliğinde, halk arasında iltihaplı romatizma olarak bilinen ankilozan spondilit hastalığında erken tanının önemi ve güncel tedavi yöntemleri ele alındı. Uzmanlar, özellikle genç yaşlarda başlayan bel ağrısı ve sabah tutukluğunun ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.
Erken Tanı ile Yaşam Kalitesi Artıyor
Toplantıda konuşan Memorial Hastanesi Romatoloji Bölümü'nden Prof. Dr. [İsim], ankilozan spondilitin genellikle 20-30 yaş arası genç erkeklerde görüldüğünü, ancak kadınlarda da teşhis edilebildiğini söyledi. Hastalığın ilk belirtilerinin sıklıkla bel ve kalça ağrısı, sabahları 30 dakikadan uzun süren tutukluk olduğunu vurguladı. "Bu şikayetler mekanik bel ağrısından farklı olarak istirahatle geçmez, aksine hareketle azalır. Hastaların bu ayrımı iyi yapması ve bir romatoloğa başvurması gerekir" dedi.
Erken tanı konulmadığı takdirde omurgada kalıcı hareket kısıtlılığı, kifoz (kamburluk) ve eklem hasarları gelişebileceğini belirten uzmanlar, tanıda manyetik rezonans (MR) ve röntgenin yanı sıra HLA-B27 gen testinin de kullanıldığını ifade etti. Son yıllarda biyolojik ajanlar ve yeni nesil ilaçlarla hastalığın ilerleyişinin durdurulabildiğini, hatta geri döndürülebildiğini aktardılar.
Farkındalık Etkinliğine Yoğun İlgi
Etkinliğe katılan Ankilozan Spondilit Hasta Derneği Başkanı [İsim], dernek olarak amaçlarının hastaların sesini duyurmak, doğru bilgiye ulaşmalarını sağlamak ve sosyal destek ağını güçlendirmek olduğunu belirtti. "Hastalarımızın çoğu yıllarca bel ağrısı çekip farklı branşlara başvuruyor, tanı gecikiyor. Bu etkinliklerle toplumu bilinçlendirmeyi hedefliyoruz" diye konuştu.
Memorial Hastanesi Omurga Merkezi'nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. [İsim] ise egzersizin ve düzenli fizik tedavinin hastalık yönetiminde kritik rol oynadığını söyledi. "Hastalara özel programlanmış germe ve güçlendirme egzersizleri, postür bozukluklarını önler, ağrıyı azaltır ve fonksiyonel kapasiteyi artırır" dedi.
Etkinlik kapsamında ayrıca hastalara yönelik beslenme önerileri, iş yaşamında dikkat edilmesi gerekenler ve psikolojik destek konularında da bilgiler verildi. Katılımcılar, uzmanlara birebir soru sorma imkanı buldu.
Ankilozan Spondilit Nedir?
Ankilozan spondilit, omurga ve sakroiliak eklemleri etkileyen kronik, iltihaplı bir romatizmal hastalıktır. Zamanla omurlar arasında kemik köprüleri oluşarak omurganın hareket yeteneğini kaybetmesine neden olur. Türkiye'de yaklaşık 300 bin kişinin bu hastalıkla yaşadığı tahmin ediliyor. Hastalık erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha sık görülüyor ve genellikle 15-45 yaş aralığında ortaya çıkıyor.
Genetik yatkınlık önemli bir risk faktörü. HLA-B27 genini taşıyan kişilerde hastalık riski daha yüksek. Ancak bu geni taşıyan herkeste hastalık gelişmiyor. Çevresel tetikleyiciler ve bağışıklık sistemi anormallikleri de rol oynuyor.
Hasta Hikayeleri Umut Veriyor
Etkinlikte söz alan 35 yaşındaki bir hasta, 10 yıl önce başlayan bel ağrılarının önce spor sakatlığı sanıldığını, ancak 3 yıl sonra doğru tanı konulduğunu anlattı. "Erken tanı sayesinde şu an aktif bir yaşam sürüyorum. Biyolojik tedavi ve düzenli egzersizle ağrılarım kontrol altında" dedi.
Bir başka hasta ise tanı gecikmesi nedeniyle omurgasında kalıcı hasar oluştuğunu, bu nedenle gençlere bel ağrılarını hafife almamaları çağrısında bulundu.
Uzmanlardan Tavsiyeler
Uzmanlar, aşağıdaki belirtilerden herhangi biri varsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtiyor:
- 3 aydan uzun süren, dinlenmekle geçmeyen bel ağrısı
- Sabahları 30 dakikadan uzun süren bel tutukluğu
- Kalça ve kalçanın arka kısmında ağrı
- Topuk ağrısı (plantar fasiit benzeri)
- Gece uykudan uyandıran ağrı
- Ailede ankilozan spondilit öyküsü
Egzersiz, sigarayı bırakma, ideal kilo koruma ve düzenli doktor kontrolü hastalığın seyrini olumlu etkiliyor.
Değerlendirme
Ankilozan spondilit gibi kronik hastalıklarda erken tanı, hem bireysel hem toplumsal açıdan büyük önem taşıyor. Etkinlik, hekimler ve hasta derneklerinin iş birliğiyle farkındalığın artırılabileceğini gösterdi. Hastaların doğru bilgiye erişimi, tedaviye uyumu ve yaşam kalitesini artırmada kilit rol oynuyor. Sağlık otoritelerine düşen görev ise bu tür farkındalık çalışmalarını desteklemek ve birinci basamakta bel ağrısı yönetimi konusunda hekimleri güncel bilgilerle donatmaktır.