Geçtiğimiz hafta İsrail'in Suriye'nin kuzeyindeki Ebu Zuhur Hava Üssü'ne düzenlediği hava saldırısı, Ankara-Tel Aviv-Şam hattında yeni bir gerilim dalgası yarattı. Saldırının ardından üç başkent arasında diplomatik temaslar hız kazandı; taraflar, olası bir tırmanışın önüne geçmek için yoğun bir trafik yürütüyor. Bu gelişmeler, bölgesel istikrarın korunması adına kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.
Diplomatik Temasların Perde Arkası
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Türk yetkililer saldırının ardından hem İsrail hem de Suriye yönetimiyle doğrudan temas kurdu. Ankara'nın, gerilimin düşürülmesi ve bölgede tırmanmanın engellenmesi için arabulucu bir rol üstlenmeye çalıştığı belirtiliyor. Özellikle Suriye'nin kuzeyindeki durumun Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkilediği göz önüne alındığında, bu girişimlerin önemi daha da artıyor.
İsrail tarafı, saldırının İran'ın Suriye'deki askeri varlığına yönelik olduğunu ve bu üssün İran destekli milisler tarafından kullanıldığını iddia ediyor. Ancak Suriye yönetimi, saldırıyı egemenlik ihlali olarak nitelendirerek kınadı. Türkiye ise iki komşusu arasındaki gerginliğin kendi sınırlarına olumsuz yansıyabileceğinden endişe ediyor.
Bölgesel Dengeler ve Türkiye'nin Rolü
Türkiye, bir yandan Rusya ve İran'la Astana süreci kapsamında Suriye'deki siyasi çözüm için müzakere ederken, diğer yandan ABD ve İsrail ile de iletişimini sürdürüyor. Bu hassas denge, Türk dış politikasının bölgesel krizlerdeki manevra alanını genişletiyor.
Uzmanlar, Ankara'nın bu krizdeki tutumunun, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti ve ABD ile yaşanan F-35 gibi konulardaki anlaşmazlıklarla bağlantılı olabileceğini belirtiyor. İsrail Hava Kuvvetleri'nin Suriye'ye yaptığı son saldırılar, Batı Şeria ve Gazze'deki gelişmelerle eş zamanlı olarak bölgesel gerilimleri artırıyor.
Şam yönetimiyle ilişkilerini normalleştirme adımları atan Ankara, bu süreçte Esed yönetimine karşı daha yapıcı bir dil kullanmayı tercih ediyor. Ancak İsrail'in sınır ötesi operasyonları, bu normalleşme sürecini olumsuz etkileyebilecek potansiyel bir tehdit olarak görülüyor.
Diplomasi Trafiğinin Sonucu
Şu ana kadar tarafların birbirine yönelik sert açıklamaları olsa da, müzakere masasının açık tutulduğu yönünde işaretler bulunuyor. Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "İstişareler sürüyor" denilerek, gerilimin düşürülmesi için çalışıldığı vurgulandı. İsrail'den de Ankara'ya olumlu sinyaller geldiği, ancak asıl belirleyici olanın Suriye'deki sahadaki gelişmeler olacağı ifade ediliyor.
Rusya'nın Türkiye-Suriye-İran üçlü zirvesi önerisi gündemde olsa da, bu görüşmenin yakın zamanda yapılması beklenmiyor. Şam'ın, Türkiye'nin askeri varlığının sona erdirilmesi şartına bağlı olarak diplomasiye sıcak baktığı belirtiliyor.
Bağımsız Değerlendirme
Bu gerilim, aslında Soğuk Savaş sonrası dönemin karmaşık ittifak ağlarını gözler önüne seriyor. Ankara'nın hem Batı ittifakına üyeliği hem de Rusya ve İran'la yürüttüğü pragmatik işbirliği, onu süper güçler arasında sıkışmış bir konuma yerleştiriyor. Ancak Türkiye'nin bu duruşu, kısa vadede bölgesel krizlerde arabulucu rolünü güçlendirse de, uzun vadede sistematik bir çözüm üretilmediği takdirde gerilimin kaçınılmaz olarak artabileceğini gösteriyor. Ebu Zuhur saldırısı, sadece bir üs bombalaması değil; Ortadoğu'daki dengelerin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.