İsrail polisi, Kudüs'teki Mescid-i Aksa yerleşkesinde Yahudi ibadetine resmi olarak izin verdi. Bu karar, işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan ve Müslümanlar için üçüncü kutsal mekan olan Aksa'da ilk kez uygulanan bir uygulama olarak kayıtlara geçti. Polis, Yahudi grupların 'siddur' adı verilen dua kitaplarıyla bölgeye girmesine izin verdi. Daha önce bu tür girişimler, resmi onay alınmadan gerçekleştiriliyor ve sıklıkla çatışmalara neden oluyordu.
Resmi Onay ve Uygulama Detayları
Konuya yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre, İsrail polisi son haftalarda bazı Yahudi grupların Aksa'ya dua kitaplarıyla girişine göz yumuyordu. Ancak bu durum, dün itibarıyla resmi bir genelgeyle netleştirildi. Genelgede, Yahudi ziyaretçilerin kendi dini ritüellerini gerçekleştirebileceği ancak belirli saatlerle sınırlı olduğu belirtildi. Ayrıca, bu uygulamanın 'statüko' ilkesine aykırı olduğu yönünde Müslüman yetkililerden sert tepkiler geldi.
Mescid-i Aksa'da görevli imamlar ve Ürdün Vakıflar Bakanlığı'na bağlı yetkililer, bu kararın bölgedeki hassas dengeleri bozacağını ifade etti. Ürdün yönetimi ise İsrail'e resmi bir uyarı göndererek, bu tür adımların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve barış sürecini olumsuz etkileyeceğini vurguladı. Hamas ise yaptığı açıklamada, 'Aksa'nın kırmızı çizgisi aşıldı' diyerek tepki gösterdi.
Arka Plan ve Bağlam
Mescid-i Aksa, 1967'de İsrail'in Doğu Kudüs'ü işgal etmesinden bu yana fiilen İsrail kontrolünde olsa da, yönetimi Ürdün Vakıflar Bakanlığı'na bağlı Kudüs İslami Vakfı'na ait. Bu durum, uluslararası toplum tarafından da kabul edilen bir statüko oluşturuyor. Ancak son yıllarda aşırı sağcı İsrailli politikacılar ve gruplar, Aksa'nın yıkılarak yerine Yahudi Tapınağı'nın inşa edilmesi gerektiğini açıkça savunuyor. Bu söylem, özellikle İsrail'deki koalisyon hükümetinde yer alan bazı partiler tarafından da destekleniyor.
İsrail'in bu adımı, Yahudilerin Aksa'da ibadetine yönelik uzun süredir devam eden taleplerin bir sonucu olarak görülüyor. Geçmişte, bazı Yahudi grupların kılık değiştirerek veya polis eşliğinde bölgeye dua etmek için girdiği biliniyor. Ancak bu kez resmi bir onayın olması, İsrail'in statükoyu değiştirme yönündeki niyetini gözler önüne seriyor. Uluslararası hukuk açısından, Doğu Kudüs'ün ilhakı ve buradaki dini mekanların statüsü hala tartışmalı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, Doğu Kudüs dahil işgal altındaki topraklarda yapılan tüm tek taraflı değişiklikleri kınayarak bunların yasal olmadığını belirtiyor.
Bu gelişme, bölgede yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir. Filistinli gruplar, bu karara karşı çeşitli eylemler düzenleyeceklerini duyururken, Müslüman ülkelerden de tepkiler geliyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 'Bu karar, Kudüs'ün dini statüsünü hiçe saymaktadır ve asla kabul edilemez' ifadelerine yer verildi.
İsrail'in bu adımı, aynı zamanda bölgedeki barış görüşmelerini de olumsuz etkileme potansiyeli taşıyor. Özellikle son dönemde normalleşme süreçleriyle gündeme gelen İsrail-Arap ülkeleri ilişkileri, bu tür adımların yaratabileceği tepkiler nedeniyle yeniden test edilebilir. Taraflar arasındaki güven bunalımının derinleştiği bir dönemde, bu tür tek taraflı uygulamaların barışçıl çözüm umutlarını zayıflattığı açıktır.