İktidarın yıllardır muhalif medya ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik "fonculuk" suçlamaları, resmi kayıtlara göre AKP'ye yakın vakıf ve derneklerin Avrupa Birliği hibelerinden milyonlarca Avro destek almasıyla çelişiyor. TÜGVA (Türkiye Gençlik Vakfı) ve TÜRGEV (Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı) gibi isimler, 2020-2025 döneminde AB fonlarından önemli ölçüde yararlandı.
TÜGVA ve TÜRGEV'in AB hibeleri
Resmi verilere göre, TÜGVA ve TÜRGEV'in 2020-2025 yılları arasında hak kazandığı azami hibe tutarı toplamda 10 milyon Avro'yu aşıyor. Bu vakıfların yönetim kurullarında AKP'li belediye başkanları ve eski bakanların yakınları yer alıyor. Özellikle gençlik projeleri, eğitim programları ve kültürel etkinlikler için alınan hibeler, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik sivil toplum destek programları kapsamında verildi.
İktidarın 'fonculuk' söylemi sorgulanıyor
AKP hükümeti, son yıllarda muhalif medya kuruluşları, sendikalar ve sivil toplum örgütlerini "dış güçlerden fon almakla" suçlayarak baskı uyguladı. Ancak ortaya çıkan belgeler, aynı hükümete yakın vakıfların da benzer kaynaklardan yararlandığını gösteriyor. Uzmanlar, bu durumun "çifte standart" olarak değerlendirilebileceğini belirtiyor. Muhalefet cephesi ise iktidarın eleştirdiği fonlamayı kendi yakınlarına yönlendirdiğini iddia ediyor.
AB fonlarının dağıtım mekanizması
Avrupa Birliği, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarına hibe programları aracılığıyla destek sağlıyor. Başvurular, bağımsız değerlendirme kurulları tarafından inceleniyor. 2020-2025 döneminde TÜGVA ve TÜRGEV dışında birçok vakfın yanı sıra, bazı belediyeler ve üniversiteler de fonlardan yararlandı. Ancak AKP'ye yakın isimlerin bu projelerde yer alması, fon dağıtımında siyasi etki olduğu yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Önceki dönemlerde de benzer örnekler var
2015-2020 yılları arasında da AKP'ye yakın derneklerin AB hibelerinden faydalandığı biliniyor. Özellikle 2016 darbe girişimi sonrası kapatılan bazı kuruluşların yerine açılan yeni yapılanmaların, Avrupa fonlarına erişimde öncelikli olduğu öne sürülüyor. Bu durum, AB'nin Türkiye'deki sivil toplum politikalarının siyasallaştığı eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Sonuç olarak, iktidarın "fonculuk" suçlamalarıyla hedef aldığı muhalif kesimlere karşı kullandığı söylemin, kendi yakınları için geçerli olmadığı görülüyor. Bu durum, Türkiye'de sivil toplumun bağımsızlığı ve fon dağıtımında şeffaflık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor. AB'nin Türkiye'ye yönelik fon politikalarının geleceği, bu çelişkilerin nasıl yönetileceğine bağlı olacak.