Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Gezi Parkı davası kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala hakkında verdiği kararda, yargılamanın adil olmadığına ve Kavala'nın derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmetti. Karar, Türkiye'de insan hakları ve hukuk devleti tartışmalarını yeniden alevlendirdi. AİHM Büyük Dairesi'nin 2024 yılında aldığı bu karar, Kavala'nın avukatları tarafından kamuoyuyla paylaşıldı.
Kararın Ayrıntıları ve Gerekçesi
AİHM Büyük Dairesi, daha önce 2019 yılında verdiği kararda da Kavala'nın tutuklanmasının ve yargılanmasının makul şüpheye dayanmadığını belirtmişti. Ancak Türkiye, bu kararı uygulamayarak Kavala'nın tutukluluğunu sürdürmüştü. Büyük Daire'nin son kararı, Türkiye'nin AİHM kararlarını uygulama yükümlülüğünü ihlal ettiğini ve Kavala'nın adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini teyit etti. Mahkeme, Kavala'nın tutukluluğunun siyasi bir amaç taşıdığını ve bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı) ile 18. maddesine (hakların kısıtlanmasının kötüye kullanılması) aykırı olduğuna hükmetti.
Kararda, Kavala'nın Gezi Parkı protestolarına ilişkin suçlamaların dayanaksız olduğu ve yargılamada savunma hakkının kısıtlandığı vurgulandı. AİHM, Türkiye'nin Kavala'yı derhal serbest bırakması gerektiğini belirtti ve bu kararın bağlayıcı olduğunu hatırlattı. Mahkeme ayrıca, Türkiye'nin bu ihlalleri gidermek için gerekli adımları atmadığını ve bu durumun devam eden bir insan hakları ihlali oluşturduğunu kaydetti.
Türkiye'nin Tepkisi ve Uluslararası Boyut
Kararın açıklanmasının ardından Türk hükümetinden ilk tepkiler geldi. Adalet Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada, AİHM kararının bağlayıcı olduğunu ancak Türk yargısının bağımsızlığına saygı duyulması gerektiğini belirtti. Bakanlık, kararın gerekçesini inceleyeceklerini ve iç hukukta gerekli değerlendirmelerin yapılacağını ifade etti. Öte yandan, muhalefet partileri ve sivil toplum örgütleri kararı memnuniyetle karşılayarak, hükümeti AİHM kararını derhal uygulamaya çağırdı.
Uluslararası toplumdan da çeşitli açıklamalar geldi. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, kararın önemine dikkat çekerek, bağlayıcılığını hatırlattı ve Türkiye'yi kararı uygulamaya davet etti. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar, kararın, Türkiye'de hukukun üstünlüğü açısından kritik bir sınav olduğunu vurguladı. Osman Kavala'nın avukatları ise kararın ardından yaptıkları açıklamada, müvekkillerinin derhal serbest bırakılması için Türk makamlarına başvuruda bulunacaklarını belirtti.
Gezi Parkı Davası ve Kavala'nın Tutukluluğu
Osman Kavala, 2013 yılındaki Gezi Parkı protestolarına ilişkin açılan davada yargılanmaktadır. 2017 yılından bu yana tutuklu olan Kavala, 2022 yılında mahkeme tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Ceza, Türkiye'de ve dünyada geniş yankı uyandırmış, Kavala'nın masum olduğu ve siyasi bir tutuklu olduğu yönünde yorumlar yapılmıştı. AİHM'in 2019 tarihli kararının ardından Türkiye, Kavala'yı serbest bırakmamış, hatta cezaevinde ağırlaştırılmış koşullarda tutulduğu gerekçesiyle eleştirilmişti. Kavala'nın avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurarak, kararın uygulanmamasını ve müvekkillerinin haklarının ihlal edildiğini rapor etmişti.
Kavala, yargılandığı davada "Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" ve "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlamalarıyla suçlanıyordu. Savunmasında, Gezi Parkı protestolarının barışçıl gösteriler olduğunu ve kendisinin herhangi bir suç işlemediğini defalarca dile getirdi. Yargılama süreci boyunca, savunma hakkının kısıtlandığı, toplanan delillerin hukuka aykırı olduğu ve yargılamanın tarafsızlığının tartışmalı olduğu avukatları tarafından sürekli olarak gündeme getirildi.
Hukuk ve Adalet Bağlamında Değerlendirme
AİHM Büyük Dairesi'nin bu kararı, sadece Osman Kavala için değil, Türkiye'nin hukuk sistemi ve insan hakları karnesi açısından da önemli bir mihenk taşı niteliği taşıyor. Mahkemenin kararının, bağımsız ve tarafsız yargılamanın evrensel ilkeleri açısından bağlayıcılığı tartışmasız. Ancak Türkiye'nin AİHM kararlarını uygulama konusundaki isteksizliği, ülkenin Avrupa standartlarından uzaklaştığına dair endişeleri artırıyor. Bu karar, Türk adalet sistemindeki ciddi eksiklikleri bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye'nin hukuk devleti ilkesini güçlendirmesi ve yargı bağımsızlığını tesis etmesi için atması gereken adımlar olduğu aşikardır. Osman Kavala'nın serbest bırakılıp bırakılmayacağı ise sadece bir insan hakları meselesi değil, aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası hukuka bağlılığının bir testi olacaktır.