Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, önceki gün Osman Kavala hakkında verdiği kararla Türkiye'de hukuk devleti ilkesinin geldiği noktayı bir kez daha gündeme taşıdı. Karar, yalnızca Kavala'nın bireysel başvurusunu değil, aynı zamanda Türkiye'deki yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü konusundaki endişeleri de uluslararası platformda tescilledi. İktidar cephesinden gelen ilk tepkiler ise kararın tanınmayacağı yönünde oldu. Bu durum, Türkiye'nin Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri ile iç siyasi dinamikler arasındaki gerilimi yeniden alevlendirdi.
Kararın Ayrıntıları ve Gerekçesi
AİHM Büyük Dairesi, Osman Kavala'nın başvurusunu görüşerek, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 5. maddesini (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, Kavala'nın gözaltına alınmasının ve tutukluluğunun makul bir şüpheye dayanmadığını, ayrıca tutukluluğunun uzunluğu ve koşullarının da hukuka aykırı olduğunu belirtti. Kararda, Türk mahkemelerinin Kavala'yı siyasi bir saikle tutuklu tuttuğu ve bu durumun demokratik bir toplumda kabul edilemeyeceği vurgulandı. AİHM ayrıca, Türkiye'nin kararı uygulayarak Kavala'yı serbest bırakması gerektiğini ifade etti. Bu karar, daha önce AİHM'in Kavala hakkında verdiği ilk ihlal kararının ardından yapılan başvuru üzerine Büyük Daire tarafından kesin olarak verilen bir karardır. Karar oybirliğiyle alındı ve bağlayıcı nitelik taşıyor.
İktidarın Tepkisi ve Hukuk Devleti Tartışması
Kararın açıklanmasının ardından Türk yetkililerden gelen ilk açıklamalar, kararın tanınmayacağı ve uygulanmayacağı yönünde oldu. Adalet Bakanı, AİHM kararının kendi yargı yetkilerinin bir parçası olmadığını ve Türk mahkemelerinin bağımsız olduğunu savundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise daha önce Kavala hakkında "O kişiyi bırakırsak, bize ne olur?" diyerek kararlılığını göstermişti. Bu durum, Türkiye'nin AİHS'ten doğan yükümlülüklerini ihlal ettiği anlamına geliyor. Avrupa Konseyi'nin işleyişine göre, bir ülkenin AİHM kararına uymaması, üyelikten çıkarılma sürecini başlatabilir. Nitekim Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi daha önce Türkiye'nin denetim sürecini başlatmıştı. Bu karar, Türkiye'de hukuk devletinin ne kadar zayıfladığının somut bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Muhalefet partileri ise hükümeti kararı tanımamakla suçlayarak, bunun uluslararası alanda yalnızlaşmaya yol açacağını belirtiyor. Baro başkanları ve hukuk örgütleri de yaptıkları açıklamalarda, iktidarın bu tutumunun hukukun üstünlüğü ilkesini tamamen ortadan kaldırdığını savunuyor.
Türkiye'nin Uluslararası Yükümlülükleri ve Avrupa ile İlişkiler
Türkiye, 1954 yılında AİHS'ye taraf olmuş ve bireysel başvuru hakkını tanımıştır. AİHM kararları, Sözleşme'nin 46. maddesi gereğince bağlayıcıdır. Türkiye'nin bu kararları uygulamaması, yalnızca hukuki bir sorun değil; aynı zamanda diplomatik bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Konseyi yetkilileri, kararın derhal uygulanması çağrısında bulundu. AB Komisyonu, Türkiye'nin kararı uygulamasını beklediğini ve bu konunun üyelik müzakerelerinde de gündeme geleceğini açıkladı. Öte yandan, Türkiye'nin son yıllarda Avrupa kurumlarıyla yaşadığı gerilimler, bu kararın uygulanma ihtimalini düşürüyor. Türkiye, daha önce de AİHM'in kararlarına uymamış ve bu durum çeşitli yaptırımlarla karşılaşmasına neden olmuştu. Ancak analistler, bu kararın sembolik öneminin çok büyük olduğunu ve Türkiye'nin hukuk devleti karnesindeki bozulmayı net biçimde ortaya koyduğunu belirtiyor.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin kararı izleme süreci devam ederken, Türkiye'nin atacağı adım merakla bekleniyor. Bu süreçte Türkiye'nin üyelik statüsünün askıya alınması yönünde güçlü talepler gündeme gelebilir. Türkiye'deki sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucuları ise AİHM kararının uygulanması için mücadele edeceklerini açıkladı. Kavala'nın avukatları, iç hukuk yollarının tüketildiğini ve artık tek yolun AİHM kararının uygulanması olduğunu vurguluyor. Osman Kavala'nın 2017'den bu yana yaklaşık 7 yıldır tutuklu olması, hukuk güvenliği açısından ciddi bir sorun teşkil ediyor.
Bu karar, Türkiye'deki yargı bağımsızlığının ne kadar zedelendiğinin uluslararası düzeyde tescilidir. İktidarın, toplumsal muhalefeti sindirmek amacıyla yargıyı araçsallaştırdığı eleştirileri güç kazanıyor. Ancak iktidar, bu eleştirileri dikkate alıyor görünmüyor. Hukuk devleti ilkesinin askıya alınması, Türkiye'nin geleceği açısından büyük riskler barındırıyor. Ekonomiden dış politikaya kadar birçok alanda bu durumun olumsuz yansımaları olabilir. Ülkenin itibarı her geçen gün daha da zedeleniyor.