Adalar Denizi'nde Yunanistan'ın son dönemdeki eylemleri, bölgesel istikrarı tehdit eden boyutlara ulaştı. Ekonomik olarak Türkiye'nin desteğiyle nefes alan Atina yönetiminin, minnet duymak yerine askeri tatbikatlar ve kıta sahanlığı iddialarıyla gerilimi tırmandırması, uluslararası ilişkilerde rasyonalite ilkesiyle çelişiyor. Yunanistan Başbakanı'nın bizzat ifade ettiği üzere, komşusunun ekonomik katkılarıyla ayakta kalan bir ülkenin, aynı komşuya karşı kılıç sallaması, tarih boyunca hiçbir dönemde mantıkla bağdaşmamıştır ve bugün de bağdaşmayacaktır.
Ekonomik Bağımlılık ve Askeri Gerginlik Paradoksu
Yunanistan'ın ekonomik krizden çıkış sürecinde Türkiye ile olan ticari ilişkileri kritik rol oynadı. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2022'de 5 milyar doları aşarken, Türkiye'den Yunanistan'a yapılan doğrudan yatırımlar ve turizm gelirleri, Atina'nın bütçe açığını kapatmasında önemli bir paya sahip. Ancak buna rağmen Yunanistan, Adalar Denizi'nde karasularını 12 mile çıkarma yönündeki beyanlarını sürdürüyor ve uluslararası hukuka aykırı şekilde silahsızlandırılmış adalara askeri yığınak yapıyor.
Son olarak, Yunanistan Savunma Bakanlığı'nın Meis, Sömbeki, İleryoz gibi adalara yaptığı askeri sevkiyatlar ve ABD ile imzalanan savunma anlaşmaları çerçevesinde İskiri ve İskeçe'de üsler kurması, bölgedeki tansiyonu yükseltiyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, bu adımların 1923 Lozan ve 1947 Paris Antlaşmaları'na aykırı olduğunu defaatle vurguladı.
Uluslararası Hukuk ve Diplomatik Çabalar
Türkiye, Adalar Denizi'ndeki hak ve menfaatlerini korumak için hem diplomatik hem de askeri kanalları etkin kullanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, "Adalar Denizi'nde uluslararası antlaşmalarla belirlenmiş statünün dışına çıkılmasına asla müsaade etmeyeceğiz" ifadeleriyle kararlılığını ortaya koydu. Ayrıca Türkiye, NATO çerçevesinde yapıcı diyalog çağrılarını sürdürüyor ancak Yunanistan'ın provokatif adımları bu çabaları akamete uğratıyor.
Uluslararası hukuk uzmanları, Yunanistan'ın adaları silahlandırmasının 1947 Paris Antlaşması'nın 14. maddesine açıkça aykırı olduğunu belirtiyor. Antlaşma, On İki Ada'nın askerden arındırılmış statüsünü garanti altına alıyor. Buna rağmen Yunanistan, adalara asker konuşlandırarak hem antlaşmayı ihlal ediyor hem de bölgesel güvenlik mimarisini dinamitliyor.
Tarihsel Bağlam ve Rasyonalite Sorunu
Tarih boyunca, bir devletin ekonomik olarak bağımlı olduğu bir diğer devlete karşı askeri tehdit oluşturması nadir görülen bir durumdur. Yunanistan örneğinde ise bu paradoks, iç siyasi hesaplar ve dış mihrakların kışkırtmalarıyla daha da karmaşık hale geliyor. 1996 Kardak Krizi'nden bu yana süregelen gerilim, zaman zaman sıcak çatışma riskini beraberinde getirdi. Ancak her seferinde Türkiye'nin soğukkanlı ve kararlı tutumu, tansiyonun düşmesini sağladı.
Yunanistan'ın bu tutumu, sadece Türkiye ile ilişkilerini değil, aynı zamanda AB içindeki konumunu da zora sokuyor. AB üyesi olmasına rağmen, AB'nin temel değerleri olan iyi komşuluk ilişkileri ve barışçıl çözüm ilkelerinden uzaklaşıyor. Avrupa Parlamentosu'ndaki bazı milletvekilleri, Yunanistan'ın provokasyonlarının bölgesel istikrara zarar verdiğini dile getiriyor.
Gelecek Perspektifi ve Türkiye'nin Tutumu
Türkiye, Adalar Denizi'nde barış ve işbirliğinden yana tavrını koruyor. Ancak bu, haklarından feragat ettiği anlamına gelmiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgede icra ettiği tatbikatlarla caydırıcılığını sürdürüyor. Öte yandan, enerji kaynaklarının paylaşımı ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılması gibi konularda müzakere kapısı açık tutuluyor. Yunanistan'ın samimi adımlar atması halinde, diyalog kanalları canlandırılabilir. Aksi takdirde, Atina'nın bu tehlikeli oyunu, kendi ekonomik ve siyasi istikrarını da riske atacaktır. Unutulmamalıdır ki, rasyonaliteden uzak her politika, er ya da geç sahibine zarar verir.