Knut Hamsun'un "Açlık" romanında başkarakterin Kristiania sokaklarında aç dolaşırken haykırdığı "Bütün bunlar Kristiania'da aç dolaştığım günlerde oldu" sözü, bugün Türkiye'de milyonlarca insanın yaşadığı yoksulluğa ışık tutuyor. Roman, 19. yüzyıl Norveç'inde bozuk bir düzenin pençesinde hayatta kalmaya çalışan bir yazarın hikâyesini anlatırken, günümüzde de benzer bir düzen eleştirisi yapmamıza olanak tanıyor. Türkiye'de artan enflasyon, işsizlik ve gelir adaletsizliği, "açlarıyız bu güzelim ülkenin" sözünü haklı çıkarıyor.
Yoksulluğun Pençesindeki Türkiye
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2023 yılında yoksulluk oranı %21,6'ya yükseldi. Yani her beş kişiden biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu rakam, 2022'de %17,6 idi. Yoksulluk, özellikle çocuklar arasında daha da çarpıcı: 2023'te çocuk yoksulluk oranı %28,6 olarak kaydedildi. Açlık sınırı ise Türk-İş'in hesaplamalarına göre 2024 Ocak ayında 15.000 TL'yi aştı. Asgari ücret ise 17.002 TL. Yani asgari ücretle geçinen bir aile, sadece gıda harcamalarına asgari ücretin neredeyse tamamını ayırmak zorunda. Bu tablo, Hamsun'un romanındaki açlıkla boğuşan karakteri hatırlatıyor.
Hamsun'un başkarakteri, yazılarını satarak hayatta kalmaya çalışırken sürekli açlıkla mücadele eder. Bugün Türkiye'de birçok insan, düzenli bir işi olmasına rağmen temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, toplumun büyük bir kesimini yoksulluğa iterken, küçük bir azınlık servet biriktirmeye devam ediyor. Oxfam'ın 2023 raporuna göre, Türkiye'de en zengin %10'luk kesim, toplam gelirin %48'ini alırken, en yoksul %50'lik kesim yalnızca %12'sini alıyor. Bu uçurum, "bozuk düzen" eleştirisini haklı çıkarıyor.
Bozuk Düzenin Görünmeyen Yüzü
Hamsun, romanında bireyin iç dünyasını ve toplumsal baskıyı ustalıkla işler. Başkarakter, açlıkla mücadele ederken bir yandan da onurunu korumaya çalışır. Ancak sistem, onu sürekli aşağıya çeker. Benzer şekilde, Türkiye'de yoksulluk sadece maddi değil, aynı zamanda psikolojik bir yük. İnsanlar borçlanarak yaşamaya çalışıyor, kredi kartı borçları ve icra takipleri rekor seviyede. 2023'te icra dosyası sayısı 30 milyonu aştı. Bu, toplumun büyük bir kesiminin ekonomik olarak çöktüğünü gösteriyor.
Bozuk düzen, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve sosyal bir sorun. Hamsun'un romanında olduğu gibi, bugün de insanlar kendilerini yalnız ve çaresiz hissediyor. Devlet desteği yetersiz, sosyal yardımlar ise ihtiyacı karşılamaktan uzak. Pandemi döneminde artan sosyal yardımlar, sonrasında enflasyon karşısında eridi. Yoksulluk, eğitimden sağlığa kadar her alanda kendini gösteriyor. Okullarda ücretsiz yemek verilmesi tartışılırken, birçok çocuk okula aç gidiyor.
Öte yandan, zenginler servetlerine servet katmaya devam ediyor. Forbes'un 2023 listesine göre, Türkiye'nin en zengini servetini %40 artırdı. Borsa ve gayrimenkul yatırımları rekor kırarken, dar gelirli vatandaş geçim derdine düştü. Bu tablo, Hamsun'un "bozuk düzen" dediği şeyin somut bir yansıması.
Çözüm Arayışı ve Umut
Hamsun'un romanı umutsuz bir sonla bitmez; başkarakter sonunda bir gemiye binip şehirden ayrılır. Bu, belki de bir kaçış metaforu. Ancak gerçek hayatta kaçacak yer yok. Türkiye'de yoksullukla mücadele için yapısal reformlar şart. Vergi adaleti, sosyal yardımların artırılması, istihdam olanaklarının genişletilmesi ve eğitimde fırsat eşitliği gibi konular acil öncelik. Sivil toplum kuruluşları ve muhalefet partileri, hükümeti bu konuda adım atmaya çağırıyor. Ancak mevcut ekonomik model, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapıyor.
Hamsun'un "Açlık"ı, edebi bir başyapıt olarak kabul edilir ve yazarına Nobel Edebiyat Ödülü kazandırmıştır. Roman, bireyin toplumla çatışmasını ve açlığın insan ruhu üzerindeki etkisini derinlemesine işler. Bugün Türkiye'de bu romanı okumak, yaşananları anlamak için bir anahtar niteliğinde. "Açlarıyız bu güzelim ülkenin" sözü, ironik bir şekilde ülkenin bereketine rağmen insanlarının açlıkla mücadelesini özetliyor.
Sonuç olarak, Knut Hamsun'un 1890'da yayımlanan romanı, 2024 Türkiye'sinde hâlâ geçerliliğini koruyor. Açlık, sadece bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda toplumsal bir yara. Bu yarayı sarmak için düzenin değişmesi gerekiyor. Aksi halde, "açlarıyız bu güzelim ülkenin" cümlesi, daha uzun yıllar dillerde pelesenk olacak.