Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu, Türkiye gibi ülkelerin yapay zekâ alanında küresel devlerle temel model katmanında rekabet etmesinin gerçekçi olmadığını belirterek, asıl fırsatın uygulama katmanında olduğunu vurguladı. Acemoğlu, yapay zekâ teknolojilerinin ekonomik etkileri üzerine yaptığı değerlendirmede, gelişmekte olan ülkelerin rekabet avantajı elde edebileceği alanın sektörel çözümler ve veri odaklı uygulamalar olduğunu ifade etti.
Temel model yarışında devlerin gölgesinde kalmak kaçınılmaz
Acemoğlu'na göre, büyük dil modelleri ve yapay zekâ altyapıları geliştirmek milyarlarca dolarlık yatırım, devasa hesaplama gücü ve nitelikli insan kaynağı gerektiriyor. ABD ve Çin merkezli teknoloji şirketlerinin bu alanda açık ara önde olduğunu hatırlatan Acemoğlu, "Türkiye'nin kendi temel modelini geliştirip küresel ölçekte rekabet etmesi beklenemez. Bu, kaynakların verimsiz kullanılması anlamına gelir" dedi.
Ekonomist, yapay zekâ ekosisteminin katmanlı bir yapıya sahip olduğunu belirterek, altyapı, temel model, araçlar ve uygulama katmanları arasında ayrım yapılması gerektiğini söyledi. "Değer zincirinin en üstünde yer alan temel modeller, yüksek sermaye ve uzun vadeli Ar-Ge gerektiriyor. Ancak bu modelleri kullanan uygulamalar, yerel ihtiyaçlara göre özelleştirilebilir ve hızla ticarileştirilebilir" diye konuştu.
Uygulama katmanında sektörel çözümler öne çıkıyor
Acemoğlu, Türkiye'nin tarım, sağlık, lojistik, finans ve perakende gibi sektörlerde yapay zekâ destekli uygulamalar geliştirerek önemli bir ekonomik değer yaratabileceğini belirtti. "Türkiye, genç ve dinamik nüfusu, güçlü mobil penetrasyonu ve veri üretim kapasitesiyle uygulama katmanında ciddi bir potansiyele sahip. Önemli olan, bu veriyi akıllıca kullanıp sektörel problemlere çözüm üretecek girişimleri desteklemek" ifadelerini kullandı.
Nobel ödüllü ekonomist, yapay zekânın işgücü piyasası üzerindeki etkilerine de değindi. Otomasyonun bazı işleri dönüştüreceğini, ancak yeni iş alanları da yaratacağını söyleyen Acemoğlu, "Kritik olan, çalışanların bu dönüşüme adapte olabilmesi için eğitim ve yeniden beceri kazandırma programlarına yatırım yapılmasıdır" dedi.
Türkiye için politika önerileri
Acemoğlu, Türkiye'nin yapay zekâ stratejisini oluştururken şu adımlara odaklanması gerektiğini savundu:
- Veri altyapısı ve erişim: Kamu ve özel sektör verilerinin güvenli ve etik kurallar çerçevesinde paylaşılmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmalı.
- Girişimcilik ekosistemi: Yapay zekâ uygulamaları geliştiren start-up'lara vergi teşvikleri, hibe ve yatırım destekleri sunulmalı.
- Eğitim ve yetenek: Üniversitelerde yapay zekâ ve veri bilimi programları güçlendirilmeli, sektör iş birlikleri artırılmalı.
- Düzenleyici çerçeve: Yapay zekâ etiği, veri gizliliği ve rekabet politikaları hızla uyumlaştırılmalı.
Ekonomist, bu adımların atılması durumunda Türkiye'nin bölgesel bir yapay zekâ üssü haline gelebileceğini, aksi takdirde teknoloji ithalatına bağımlı kalacağını vurguladı.
Küresel rekabet ve işbirliği dengesi
Acemoğlu, yapay zekâda küresel işbirliğinin önemine de dikkat çekti. "Teknoloji tekellerinin oluşmasını engellemek için uluslararası düzenlemeler şart. Ancak her ülke kendi rekabet avantajını korumalı" dedi. Avrupa Birliği'nin yapay zekâ yasası gibi düzenlemelerin, inovasyonu teşvik ederken riskleri de yönetmeyi amaçladığını hatırlattı.
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin yapay zekâ alanında da önemli olduğunu belirten Acemoğlu, "AB'nin dijital tek pazarına uyum sağlamak, Türk girişimlerinin ölçek büyütmesi için kritik" diye ekledi.
Sonuç: Stratejik odak şart
Daron Acemoğlu'nun değerlendirmeleri, Türkiye'nin yapay zekâ politikasını gözden geçirmesi gerektiğini gösteriyor. Temel model yarışına girmek yerine, uygulama katmanında uzmanlaşmak ve sektörel çözümler üretmek, kısa vadede daha gerçekçi ve katma değerli bir yol olarak öne çıkıyor. Bu strateji, hem ekonomik büyümeye katkı sağlayabilir hem de nitelikli istihdam yaratabilir. Ancak başarı, kamu-özel sektör işbirliği, eğitim reformları ve doğru teşvik mekanizmalarının hayata geçirilmesine bağlı.