ABD, Ortadoğu'da tam bir mağlubiyet yaşıyor ve bu mağlubiyet, Kore, Vietnam ve Afganistan'daki çekilmelere benzer şekilde, stratejik bir körlüğün sonucu. ABD'nin bölgedeki varlığı, yıllardır süren askeri müdahaleler ve politik baskılarla şekillendi, ancak sonuçlar beklenenin aksine bir geri çekilme ve etki kaybı oldu. Bu durum, sadece askeri bir yenilgi değil, aynı zamanda ABD'nin küresel liderlik iddiasına da gölge düşürüyor. Tarihsel deneyimler, benzer çekilmelerin ardından ABD'nin tekrar sahneye döndüğünü gösterse de, bu sefer koşullar farklı olabilir.
ABD'nin Ortadoğu'daki Stratejik Körlüğü
ABD'nin Ortadoğu politikası, Soğuk Savaş döneminden bu yana sürekli bir müdahale ve kontrol çabası üzerine kuruluydu. 2003 Irak işgali, bölgedeki güç dengelerini alt üst etti ve ABD'nin askeri gücünün sınırlarını gözler önüne serdi. Irak'ta kitle imha silahları bahane edilerek başlatılan savaş, yıllarca süren bir istikrarsızlığa yol açtı ve ABD'nin bölgedeki itibarını zedeledi. Benzer şekilde, Suriye'deki iç savaşa dolaylı müdahale, Afganistan'daki 20 yıllık işgal, ABD'nin hedeflerine ulaşamadan çekilmesiyle sonuçlandı. Bu çekilmeler, ABD'nin bölgesel aktörler üzerindeki etkisinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
ABD'nin körlüğü, sadece askeri alanda değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik alanda da kendini gösteriyor. İran ile yapılan nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilme, Avrupa müttefikleriyle ilişkileri gerdi. Suudi Arabistan ve BAE gibi geleneksel müttefikler, ABD'nin bölgeden çekilmesiyle alternatif ortaklar arayışına girdi. Rusya ve Çin, bu boşluğu doldurarak bölgedeki nüfuzlarını artırdı. ABD'nin körlüğü, bu jeopolitik kaymaları öngörememesinden kaynaklanıyor.
Tarihsel Çekilme Deneyimleri ve Geri Dönüşler
ABD'nin Kore'de 1953'te ateşkesle, Vietnam'da 1975'te tamamen çekilmesiyle ve Afganistan'da 2021'deki kaotik tahliyeyle yaşadığı mağlubiyetler, benzer bir pattern sergiliyor. Kore Savaşı'nda ABD, Kuzey Kore'nin işgalini püskürttü ancak tam bir zafer kazanamadı; Vietnam'da ise Kuzey Vietnam'ın zaferiyle sonuçlanan bir yenilgi yaşadı. Afganistan'da ise Taliban, 20 yıllık işgalin ardından yeniden iktidara geldi. Bu örnekler, ABD'nin askeri gücünün sınırlı olduğunu ve yerel dinamikleri kontrol edemediğini gösteriyor. Ancak her çekilme, ABD'nin daha sonra farklı bir stratejiyle geri dönmesine zemin hazırladı. Örneğin, Vietnam yenilgisi sonrası ABD, Çin ile yakınlaşarak Soğuk Savaş'ta avantaj sağladı. Afganistan çekilmesi sonrası ise ABD, Ukrayna ve Tayvan üzerinden Rusya ve Çin'e karşı yeni cepheler açtı.
Ortadoğu'daki mevcut durum, ABD için bir dönüm noktası olabilir. Bölgeden çekilme, ABD'nin kaynaklarını başka yerlere yönlendirmesine olanak tanırken, aynı zamanda rakiplerine alan açıyor. ABD'nin körlüğü, bu dengeyi kuramamasından kaynaklanıyor. Bölgesel aktörler, artık ABD'nin garantörlüğüne güvenmiyor; İsrail bile, ABD'nin İran'a karşı tutumunu sorguluyor. Suudi Arabistan, Çin ile petrol anlaşmaları yaparak ABD'den bağımsız hareket ediyor. Bu, ABD'nin bölgedeki hegemonyasının sona erdiğinin işareti.
Ortadoğu'da Yeni Güç Dengeleri ve ABD'nin Geleceği
ABD'nin Ortadoğu'daki mağlubiyeti, sadece askeri bir geri çekilme değil, aynı zamanda ideolojik bir yenilgi. Demokrasi ihracı ve rejim değişikliği politikaları iflas etti. Irak'ta kurulan demokrasi, İran yanlısı bir hükümete yol açtı; Suriye'de Esad rejimi ayakta kaldı; Mısır'da darbe ile Müslüman Kardeşler iktidardan uzaklaştırıldı. ABD'nin körlüğü, bu sonuçları öngörememesinde yatıyor. Bölge halkları, ABD müdahalelerini artık bir kurtuluş değil, bir işgal olarak görüyor. Bu algı, ABD'nin yumuşak gücünü de erozyona uğrattı.
ABD'nin geri dönüş fırsatları var mı? Tarihsel olarak, her çekilme sonrası ABD, yeni ittifaklar ve stratejilerle geri döndü. Ancak bu sefer, Çin ve Rusya'nın bölgedeki varlığı, ABD'nin işini zorlaştırıyor. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi ile ekonomik nüfuzunu artırırken, Rusya askeri üslerini koruyor. ABD, İsrail ile ilişkilerini güçlendirse de, Arap dünyasındaki itibarını yeniden kazanması zor görünüyor. Körlük, sadece liderlik eksikliğinden değil, aynı zamanda kurumsal bir yapıdan kaynaklanıyor. ABD'nin dış politika karar alma mekanizmaları, uzun vadeli stratejiler yerine kısa vadeli çıkarlara odaklanıyor.
Sonuç olarak, ABD'nin Ortadoğu'daki mağlubiyeti, küresel güç dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. Çok kutuplu bir dünyada, ABD'nin tek başına hareket etme kabiliyeti azalıyor. Bölgesel aktörler, kendi çıkarları doğrultusunda ittifaklar kuruyor. Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve İsrail, yeni denklemde kendi pozisyonlarını arıyor. ABD'nin körlüğü, bu değişimi okuyamamasından kaynaklanıyor. Tarih, mağlubiyetlerin ardından geri dönüşlerin mümkün olduğunu gösteriyor, ancak bu sefer koşullar çok daha karmaşık. ABD'nin stratejik körlüğü, sadece Ortadoğu'da değil, küresel arenada da etkisini gösteriyor. Çin'in Tayvan çevresindeki tatbikatları, Rusya'nın Ukrayna işgali, ABD'nin çok cepheli bir mücadelede zorlanmasına neden oluyor. Ortadoğu'daki çekilme, bu mücadelede bir zayıflık işareti olarak algılanıyor. ABD'nin geleceği, bu körlüğü aşıp aşamayacağına bağlı.